Çağımızın Hastalığı : İnsülin Direnci

İnsülin-Direnci nedir

İnsülin Nedir?

İnsülin bir hormondur ve midenin altında bulunan pankreas bezindeki beta hücrelerinden salgılanır. Pankreas bezinden insülin salgılanması kan şekeri seviyesine göre ayarlanır.

Kanda şeker artınca ilk 1-2 dakika içinde pankreastan insülin salgısı hızlı olur ve buna “ilk faz insülin salgısı’’ denir. Bu salgı 3-7 dakika sürer. Daha sonra ikinci faz denen salgı oluşur ki, bu yavaş bir salgılanmadır ve devamlıdır. Yemek yiyince kanda artan kan şekerini düşürmek, yani normale getirmek için pankreastan insülin salgılanır.

Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar bağırsaklarda parçalanarak ufak şeker parçalarına dönüşür ve bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır.

Enerji sağlanması için kan şekerinin, kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi dokular başta olmak üzere tüm organlara girmesi gerekir. Kandaki şekerin hücrelere girmesi pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu sayesinde olur. Kısacası insülin hormonu kan şekerini düzenleyen bir hormondur. İnsülin hücrelerin ihtiyacından fazla olan kan şekerini ise yağ olarak depolayan bir hormondur. Bu nedenle insülini yüksek olan kişilerde yağlanma ve kilo alımı başlar.

İnsülin hormonunun görevi şöyle özetlenebilir:

  1. Karaciğerin glukoz (kan şekeri) yapımını azaltır.
  2. Kas ve yağ dokusu tarafından kan şekeri alınmasını artırır.
  3. Kan şekerinin karaciğerde glikojen olarak depolanmasını artırır.
  4. Yağ dokusundan yağ asitlerinin çözülmesini önler.
  5. Keton oluşumunu önler.
  6. Protein metabolizmasını ayarlar.
  7. Kanda sodyum ve potasyumu etkiler.

İnsülin hormonu ayrıca gebelikte rahimdeki bebeğin büyümesini etkilediği gibi çocukluk döneminde büyüme ve gelişmeyi de etkiler. İnsülin hormonunun etkileri glukagon, adrenalin, büyüme hormonu ve kortizol hormonları tarafından dengelenir.

Kan şekerinin ayarlanmasında insülin çok önemli olmasına rağmen diğer hormonların da kısmi etkileri vardır.

Tokken Yemek Yeme İsteği

İnsanların bir kısmı tok olduğu halde, yemeye devam ettiği gibi, huzursuz olduğunda, stresli olduğunda veya üzgün olduğunda da yemek yer. Ancak şeker yükü fazla olan ve kan şekerini ve insülin hormonunu kanda hızla yükselten beyaz ekmek, beyaz pirinç pilavı, kurabiye gibi gıdalar, yendikten kısa bir süre sonra tekrar acıkmaya neden olmaktadır. Bu gıdalar yendikten sonra kanda yükselen insülin hormonu kan şekerini daha fazla düşürerek açlık hissi duymamıza neden olmaktadır.

Karbonhidrat, yağ ve protein gibi gıdalar arasında, en fazla tokluk hissi veren proteinlerdir. İştahın veya tat almanın oluşmasında genlerimizin rolü de büyüktür.

Bazı bilim adamları ise insanların her gün aynı hacimde gıda aldığını, bu nedenle gıda hacminin posalı gıdalar, meyve ve sebzelerden oluşmasının kilo kaybında önemli olduğunu ileri sürmektedirler.

Açlık durumunda hormonlarımızda da bazı değişiklikler olmaktadır. Açlık durumunda kandaki şeker düşünce böbrek üstü bezinden adrenalin hormonu salgılanır. Arkasından pankreas bezinden glukagon isimli hormon salgılanır.

Bu hormonlar yani adrenalin ve glukagon karaciğer ve kaslarda depolanmış olan şekerin kana karışmasını sağlarlar ve kan şekeri daha fazla düşmez.

İNSÜLİN DİRENCİ nedir
İNSÜLİN DİRENCİ nedir

Ancak glikojen dediğimiz bu glikoz depoları biterse kan şekeri düşmeye başlar. Düşen şeker bu depo şekerden karşılandığı gibi proteinlerin şekere dönüştürülmesi ile de dengelenmeye çalışılır. Ancak vücudumuzdaki yağlardan şekere dönüşüm olmaz. Burası çok ilginçtir.

Kandaki şeker fazla olunca yağ halinde depolandığı halde, yağlar şeker haline dönüşemez. Bu nedenle şeker azlığının olduğu uzun açlıklarda bu defa yağ asitleri yanmaya başlar. Bu arada kandaki insülin ve leptin hormonu da azalır. Bu yağ asitleri yanınca vücudumuzda keton denen başka yağ asitleri oluşur ve beynin çalışması için bunlar kullanılmaya başlar. Vücutta artan ketonlar da açlık hissini artırır.


Tat Duyusu

Bir gıdanın vücut için uygun olup olmadığını anlamayı sağlayan mekanizmalardan en önemlisi tat alma duyusudur. Tatlı tat duyusunu algılamaya yarayan 2 adet reseptör saptanmıştır ve bunlar T1R2 ve T1R3 reseptörleridir. Bu reseptörler birlikte çalışmakta ve uyarılınca hücre içinde alfa-Gustducin isimli bir protein oluşmaktadır. Bunun da sinirleri uyarmasıyla beynimiz tat duyusunu algılamaktadır.

Tat duyusunun eskiden sadece ağızda bulunan tat hücrelerinde bulunduğu sanılırdı. Son araştırmalar ise bağırsaklarımızın da tat duyusuna sahip olduğunu ortaya koydu.

Bağırsaklarda bulunan ve hormon salgılama özelliğine sahip enteroendokrin hücrelerinde tat duyusunu sağlayan T1R2 ve T1R3 reseptörlerin bulunduğu artık ortaya konmuş durumda. Tatlıların bu şekilde algılanması iştah üzerinde etki yapmakta ve beslenmenin devamı veya kesilmesinde etkili olmaktadır.

Beyinden Vagus siniri ile gönderilen uyarılar da bağırsakların hareketi, sindirim ve iştah üzerinde etkili olmaktadır. İştah üzerinde etkili olan ayrıca leptin, insülin, Ghrelin, Aguiti related peptid, NPY, kolesistokinin gibi hormonlar da vardır.

Liverpool Üniversitesi’nden Prof. Soraya Shirazi Beechey ve arkadaşlarının fareler üzerinde yaptıkları çalışmada tatlı tat algılamasını yapan T1R2 ve T1R3 reseptörlerinin sadece ağızda değil aynı zamanda bağırsaklarda da mevcut olduğu ve şeker emilimini kolaylaştırdığı ortaya kondu. Bağırsaklarımızın da ağzımız gibi tat duyusuna sahip olduğu böylece ispatlandı.

Bağırsaklarda tatlı tadından başka ekşi ve umami[1] tatları algılayan reseptörler olduğu da saptanmış durumda. Bağırsaklardaki şeker yani glikozun emilimi SGLT1 adlı bir protein tarafından yapılır. Bağırsak hücresindeki glikoz ise GLUT-2 adlı bir protein tarafından taşınarak vücudun diğer organlarına gönderilir. SGLT1 proteininin şekeri emme miktarı T1R2 ve T1R3 reseptörleri tarafından ayarlanmaktadır.

Bağırsakta şeker olduğunu bu reseptörler algılamakta ve ona göre de SGLT1 proteini bağırsak boşluğundaki şekerin emilmesini sağlamaktadır. Bu çalışmada ayrıca tat reseptörlerinin enterosit denilen bağırsak hücrelerinde değil hormon salgılama kapasitesine sahip enteroendokrin hücrelerinde bulunduğu da gösterilmiştir.

Enteroendokrin hücreleri ise GLP-1 ve GIP isimli iki hormon salgılar. Bunlar şeker emilimini, bağırsak hareketlerini ve metabolizmayı ayarlarlar.

Aynı araştırıcılar şekerlerin yanı sıra yapay tatlandırıcıların da bağırsaklar tarafından şeker gibi algılandığını ve GLP-1 ve GIP hormonlarını salgılattıklarını gösterdi. Bu hormonların artması ise bağırsaklardan şeker emilimini artırmaktadır.

Neticede, yapay tatlandırıcıların bağırsaklardan şeker emilimini artırarak kilo alınmasına neden olabileceği ortaya konmuştur. Bu buluşun diğer önemli yanı diyabet ve şişmanlık tedavisi için yeni ilaç gelişmelerine neden olabilecek olmasıdır. Ancak bağırsaklarda ve diğer organlarda şeker algılamasını sağlayan başka mekanizmaların olma olasılığı vardır.

Bağırsak boşluğunda şeker yani glikoz olduğunda bağırsaklardaki L hücreleri (bunlara enteroendokrin hücreler denir) “Glukagon Like Peptid-1” veya kısaltılmış haliyle GLP-1 ve GIP isimli iki hormon salgılarlar. Bu hormonlar ise daha sonra pankreas bezinden aşırı şekilde insülin hormonu salgılatır. Ayrıca bu hormonlar bağırsak hücrelerindeki SGLT1 isimli proteini artırarak şeker emilimini artırırlar. Görüldüğü gibi yapay tatlandırıcılar bağırsakları aldatamaz ve gerçek şeker gibi hormon salgılanmasına ve metabolizma değişikliğine neden olur.

İnsülin Hızlı Kilo Aldırır

Kilo almanın nedenlerinden birisi kanda insülin hormonunun yemek sonrası “çok yüksek” olmasıdır. Yüksek glisemik indekse sahip yani kan şekerini hızlı yükselten karbonhidratların devamlı fazla yenmesi kanda insülin hormonunun hep yüksek olmasına, doygunluğun kısa süreli olmasına, acıkma ataklarına ve kilo almaya neden olur. Bu kişiler kolay kilo alır, zor kilo verir.

İnsülin Direnci Nedir?

Kanda yüksek olan insülin önceleri kan şekerini hücrelere sokar, fakat daha sonra bu görevini yapamaz hale gelir. İşte insülin hormonunun yeterince etkili olamamasına İNSÜLİN DİRENCİ (İNSÜLİN REZİZTANSI) adı verilir.

İnsülin direncini kan damarıyla hücre arasında bulunan bir duvar olarak düşünebilirsiniz. Bu duvar (insülin direnci) kandaki glukozun kas ve yağ hücresine girmesini önler.

Duvar yükseldikçe (yani insülin direnci arttıkça) kan şekerinin hücreye girmesi için daha fazla insülin salgılanması gerekir. Pankreastan salgılanan insülin hormonu salgısı, belirli bir süre sonra pankreas bezinin çok çalışmaktan dolayı yorulması nedeniyle azalır ve şeker hastalığı ortaya çıkar.

Bu süreçte önce reaktif hipoglisemi (acıkma atakları), gizli şeker ve sonra aşikâr şeker hastalığı ortaya çıkar.

İnsülin direncinin etkili olduğu yerler kaslar ve karaciğerdir. Kandaki şeker kaslar ve karaciğer tarafından çok miktarda alınır. Eğer direnç varsa yani insülin yeterince etkili değilse yemek sonrası kanda artan şeker kas ve karaciğere giremediği için kanda birikmeye başlar ve kan şekeri yükselir.

İnsülin Direncinin Oluşumu

İnsülin direnci hücrelerde bulunan mitokondriumdaki değişiklikler nedeniyle oluşabildiği gibi insülin reseptörlerindeki değişiklikler sonucu ortaya çıkabilmektedir.

İnsülin hormonu yağ dokusundan yağların çözülmesini engelleyen bir hormondur. İnsülin etkisi azalınca yağ dokusundan yağlar çözülmeye başlar ve kanda yağ asitleri veya yağlar artmaya başlar.

Karaciğerde oluşan şeker üretimi sağlıklı kişilerde insülin hormonu tarafından baskılanır. Şeker hastalarında ise insülin etkisi olmadığından karaciğerden de aşırı miktarda şeker üretilir ve kan şekeri yükselir. Açlık kan şekeri 100 mg/dl’yi geçtiği andan itibaren karaciğerde şeker üretimi artmış demektir.

İnsülin direnci kilolu kişilerde daha fazladır.

O yüzden kilo arttıkça bu direnç artar ve şeker hastalığı görülme olasılığı artar. Özellikle yağın karında iç organlar etrafında birikmesi şeker hastalığı riskini iyice artırır.

Yağ dokusundan çözünen yağ asitlerinin kanda çok artması insülinin çalışmasını bozar; bu yağların depolanmaması gereken pankreas gibi dokularda depolanması da şeker hastalığı gelişimine katkıda bulunur. Yağ dokusundan salgılanan leptin, adiponektin, TNF-alfa gibi hormonların fazlalığı veya azlığı da şeker hastalığı gelişimine katkıda bulunur.

İnsülin direnci kilo yaptığına göre bu direnci azaltmak kilo verdirir mi? Cevap, evettir. İnsülin direnci azaldıkça kilo verirsiniz. Bu amaçla insülin direnci diyeti yapmanız gerekir.

“Bazı kişiler neden hızlı kilo alır?” sorusunun cevabı insülin direncidir. İnsülin seviyesi yüksek kişiler çok hızlı kilo alır ve zor kilo verirler.

İnsülin direnci kilo arttıkça artar, kilo verdikçe azalır.

İnsülin Direncinin Belirtileri

  1. Yorgunluk, halsizlik
  2. Hızlı kilo alma
  3. Zor kilo verme
  4. Doymama, sık acıkma
  5. Uyku basması
  6. Gün içinde acıkma atakları olması
  7. Tatlıya düşkünlük
  8. Kilo verememe
  9. Terleme
  10. Erkeklerde göbeklenme
  11. Kadınlarda kalça ve göbekte yağlanma
  12. Tansiyonda yükselmelerin başlaması
  13. Performansta azalma
  14. Konsantrasyon bozukluğu
  15. Unutkanlık
  16. Yemeklerden sonra uyuklama


İnsülin Direnci Riski Kimlerde Fazladır?

  1. Ailesinde şeker hastalığı olanlar
  2. Kilosu fazla olanlar
  3. Önceki gebeliğinde kan şekeri yükselenler
  4. Orta yaşın üstündekiler (yaş arttıkça insülin direnci riski artar)
  5. Bel çevresi 94 cm’den fazla olan erkekler, 80 cm’den fazla olan
    kadınlar
  6. Vücut kitle indeksi (ağırlık/boyxboy) 25 Kg/m2’den fazla olanlar
  7. Tansiyonu yüksek olanlar (130/85 mmHg’den fazla)
  8. Ürik asidi yüksek olanlar
  9. HDL’si düşük olanlar (<40 mg/dl)
  10. Trigliseridi yüksek olanlar (>150 mg/dl)
  11. Açlık kan şekeri 90 mg/dl’den fazla olanlar
  12. CRP’si yüksek olanlar
  13. Adiponektini düşük olanlar

İnsülin Direncini Artıran İlaçlar

Bazı ilaçlar insülin direncini artırır. Bunlar:

  1. Kortizon
  2. Beta bloker ilaçlar
  3. Büyüme hormonu tedavisi
  4. Östrojen tedavisi
  5. Bazı psikiyatri ve depresyon ilaçları (olanzapin, risperidon)
  6. Tüberküloz ilaçları (rifampisin, izoniazid)
  7. Progesteron ilaçları
  8. İnterferon
  9. Tansiyon tedavisinde kullanılan tiazit diüretik ilaçları

İnsülin Direncini Artıran Hastalık ve Durumlar

  1. igara içmek
  2. Alkol içmek
  3. Hareketsiz yaşam
  4. Unlu, şekerli gıdaları fazla yemek
  5. Hemokromatozis denilen demir depolanma hastalığı, ferritin
    yüksekliği
  6. Kafeinli içecekler: Kahve, çay, kola, enerji içecekleri
  7. Cushing hastalığı denilen aşırı kortizol hormon salgılanması
    durumu
  8. Gastroparezi denilen midenin fonksiyon bozukluğu
  9. Fruktoz ve mısır şurubu kullanmak
  10. Hipogonadizm denilen testosteron hormon azlığı
  11. Akromegali denilen büyüme hormonunun aşırı salgılanması
    hastalığı
  12. Stres, depresyon, üzüntü, sıkıntı
  13. Uykusuzluk
  14. D vitamini eksikliği
  15. Kronik karaciğer hastalıkları, hepatit C
  16. Feokromositoma (böbreküstü bezi tümörü)
  17. Hipertiroidizm (tiroid bezinin aşırı çalışması)
  18. Aldosteronoma (böbrek üstü bezinden aşırı aldosteron hormon
    salgısı)
  19. Migren
  20. Sedef hastalığı

İnsülin Direncinin Neden Olduğu Hastalıklar

İnsülin direnci bazı hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur. Bunlar
şunlardır:

  1. Erişkin tip denilen Tip 2 diyabet (şeker hastalığı)
  2. Reaktif hipoglisemi denilen yemek yedikçe kan şekerinin
    düşmesi
  3. Obezite (şişmanlık)
  4. Hipertansiyon (tansiyon yükselmesi)
  5. Koroner kalp hastalığı
  6. Kan yağlarında yükseklik (trigliserid yüksekliği, HDL düşmesi)
  7. Hızlı yaşlanma
  8. Karaciğerde yağlanma
  9. Göbek oluşması ve iç organlarda yağlanma
  10. Gizli şeker
  11. Kan pıhtılaşmasında artış (fibrinojen artması)
  12. Kan damarlarının içini örten endotel isimli zarda yapısal
    bozulma ve damar sertliği
  13. Kanser (meme kanseri, prostat kanseri)
  14. Uyku apnesi, horlama
  15. Ürik asit yüksekliği
  16. Polikistik over sendromu
  17. CRP artması
  18. Böbrekten sodyum tutulumunun artması
  19. Kadınlarda yumurtalıktan testosteron hormon salgısının artması
  20. Alzheimer hastalığının gelişimine katkıda bulunur
  21. Depresyon, panik atak
  22. GGT isimli karaciğer enzim testinin yüksekliği

İnsülin Direnci Yaşlanmayı Hızlandırır

İnsülin hormonu fazlalığı ve direnci (iyi çalışmaması) yaşlanmayı artıran önemli bir nedendir. Özellikle şeker hastalarında yaşlanmanın hızlandığı bilinmektedir. İnsülin azaldıkça yağ kaybının arttığı, enerjinin arttığı, yaşlanmanın yavaşladığı, kan basıncının azaldığı, kolesterolün düştüğü ve genel sağlığın iyileştiği saptanmıştır.

İnsülini azaltmak için uygun beslenmek (biz buna insülin direnci diyeti veya glisemik indeks diyeti diyoruz), egzersiz yapmak ve metformin gibi ilaçlar kullanmak gerekir. İnsülin yüksekliği hipertansiyon, obezite, kalp hastalığı, kanser ve metabolik sendrom denen hayatı kısaltıcı hastalıklara neden olmaktadır.

Yaşla birlikte kilo artımının bir nedeni, kanda pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu ile böbreküstü bezinden salgılanan kortizol hormonunun artmasıdır. Her iki hormon çeşitli mekanizmalarla yağ birikimini artırmaktadır. Aslında bu hormonlar yağların parçalanmasını veya erimesini engelleyerek yağ miktarının artmasına neden olurlar.

İnsülin Direnci Nasıl Ölçülür?

İnsülin direnci, bilimsel araştırmalar amacıyla “hiperinsülinemik öglisemik klamp tekniği” ve “insülin supresyon testi” gibi yöntemlerle ölçülebilir. Ancak klinik pratikte en çok kullanılan OGTT denilen şeker yükleme testidir.

Bu metotla dolaylı olarak insülin direnci hakkında bilgi sahibi olunur. Diğer bir metot HOMA metodudur. Burada açlık insülin düzeyleri ölçülerek bir formül ile HOMA insülin direnci hesaplanır. Çocuklarda Insülin Growth Factor Binding Protein-1 (IGFBP-1) seviyesinin ölçülmesinin de insülin direncini değerlendirmede faydalı olabileceği belirtilmiştir. OGTT sırasında kan insülin düzeyi normalde açlıkta 10 IU/ml veya altında, birinci saatte 50 IU/ml’nin altında, ikinci saatte 30 IU/ml’nin altında, üçüncü saatte 10 IU/ml’nin altında olmalıdır. Bu değerlerden yüksek ise insülin direnci vardır.

Stres, depresyon, uyku ve insülin direnci

Amerika’daki Duke Üniversitesi’nde yapılan yeni bir çalışmada (2009 Mart) stresli şişman kişilerde insülin direnci ve şeker hastalığının (diyabet) daha kolay ortaya çıktığı saptandı. Stresli kişilerde kanda artan epinefrin (adrenalin) hormonu, kan şekerinin hızla artmasına ve sonuçta şeker hastalığının ortaya çıkmasına neden oluyor.

Şeker hastalığı riskiniz yüksekse (ailede şeker hastası kişiler bulunuyorsa) ve fazla kilonuz varsa şeker hastalığından korunmak için kilo verin ve stresten uzak durun.

Uykunun İnsülin Direncine Etkisi

Yeni yapılan diğer bir bilimsel çalışma günde 6 saatten az uyuyan kişilerde diyabet gelişme riskinin günde 6-8 saat uyuyanlara göre 5 kat daha fazla olduğunu gösterdi. Günlük olarak 8 saat uyku uyumak gerekiyor.

Vücudumuzdaki diğer organların aksine beyin yüksek oranda enerjiye ihtiyaç duyar. Vücut ağırlığının yüzde 2’sini oluşturduğu halde, yakılan enerji veya kalorinin yüzde 20’si beyin tarafından kullanılır. Ağırlığına oranla bu kadar yüksek enerji tüketen beyinde enerji depolanmaz. Beynin kullanacağı enerji devamlı olarak kan damarları ile sağlanan kan şekerine bağlıdır. Diğer bir deyimle beyin devamlı olarak kan şekerine ihtiyaç duyar. Az şeker gitmesi durumunda çalışması azalır.

Unutkanlık ve İnsülin Direnci

Bunun sonucunda da unutkanlık ve psikolojik bozukluklar ortaya çıkabilir. Beyinde oluşan asetilkolin maddesinin hatırlama işlevi açısından büyük önemi vardır.

Beyne giden şeker, asetilkolin yapımını artırarak hatırlamada etkili olmaktadır. Kan şekeri ile kişinin performansı arasında doğrudan bir ilişki vardır. Kahvaltı yapmayan öğrencilerin okul performansları ve hatırlama yetilerinin iyi olmadığı, yapılan bilimsel çalışmalarla ortaya konmuştur. Kan şekerinin normal olması bu faydaları sağlarken, şeker hastalığında olduğu gibi fazla olması da beyin faaliyetlerini bozmaktadır.

Kan Şekeri ve Psikolojik Etkisi

Kan şekerinin psikolojik durum ile ilişkisi de bilinmektedir. Birçok insan sıkıntılı ve üzüntülüyken tatlı şeyler yemek ister. Bazıları şekerli yiyecekler yiyince sakinleşirler. Bunun nedeni, beyinde mutluluk veren serotonin hormonunun artmasıdır. Depresyondaki kişilere verilen ilaçlar da, beyinde serotonin düzeyini artırmaktadır.

Düşük karbonhidratlı beslenen kişilerin sinirli olduğu da ortaya konmuştur. Bu bilgiler bize, kan şekeri düşüklüğünün kişilerin davranışını ve psikolojik durumunu etkilediğini göstermektedir. Kan şekerinin normal olması beynin iyi çalışması için gereklidir. Kan şekerinin düşmesi veya yükselmesi beyin faaliyetlerini bozmaktadır. Stresli kişiler aç olmadıkları halde yemek yerler. Bunun nedeni, stres durumunda kanda artan kortizol ve adrenalin hormonlarıdır. Kortizol beyne sinyal göndererek iştahı artırır.

Kan Şekeri ve Tansiyona Etkisi

Bunun yanı sıra kan şekerinizi ve tansiyonunuzu da artırır. Stresle başa çıkmayı öğrenmek, spor yapmak ve iyi uyku uyumak bu bakımdan önem taşır. Stres, fizik ve ruh sağlığını etkiler. Depresyon, anksiyete (huzursuzluk),diyabet, obezite, kanser, mide problemleri, ishal, bağışıklık sisteminde zayıflık, cilt problemleri ve alerjilere neden olur.

Yoğun stresi olan kişilerde şeker hastalığı daha erken ortaya çıkmaktadır. Şeker miktarı arttıkça da kişinin stresi daha da artmaktadır. Bu nedenle karamsarlıktan uzak olmak, iyimser olmak her zaman sizi rahatlatır ve hastalığınızı düzene sokar.

Diyabet Çeşitleri Nelerdir?

Şeker hastalığı, tip 1 diyabet ve tip 2 diyabet olarak iki şekilde karşımıza çıkar.

Tip 1 diyabet daha çok çocuklarda görülürken, tip 2 diyabet veya erişkin diyabeti genellikle 30 yaşından sonra görülür. Yaş arttıkça şeker hastalığı riski artmakta ve yaşlılarda daha çok ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde her 100 kişiden 10-12’sinde şeker hastalığı vardır. Diğer önemli bir konu ise toplumdaki her 3 şeker hastasından birisinin kendisinde şeker hastalığı olduğunu bilmeden yaşamakta olduğudur.

Yapılan bilimsel çalışmalar yeni teşhis edilen şeker hastalarının yüzde 50’sinde göz, böbrek, kalp ve sinir gibi organlarda hasar olduğunu göstermiştir. Bu sinsi hastalık sizin haberiniz olmadan kalp damarları, göz ve sinirlerde hasar yapabilmektedir. Bu nedenle erken teşhis ve tedavi büyük önem taşır.

Zamanımızda en önemli konu şeker hastalığının gelişimini önlemektir.

Bunu yapabilmek için sağlıklı beslenme, egzersiz ve düzenli kontroller yapılması önem taşımaktadır. Eğer şeker hastalığı gelişmiş ise onu iyi tedavi ederek organlarda hasar yapmasını önlemek veya en aza indirmek temel hedefimizdir. Tüm bu hedeflere varabilmek için öncelikle hastalık hakkında bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Yapılan bilimsel çalışmalar eğitimli ve bilinçli hastalarda şeker hastalığının yol açtığı organ hasarlarının daha az olduğunu göstermiştir.

Şeker hastalığının organlarda yaptığı hasarlardan korunmanın ilk yolu kan şekerinin iyi ayarlanmasıdır. Bu amaçla diyete uymak, egzersiz yapmak, kilo fazlalığı varsa vermek, şeker ilaçlarını düzenli kullanmak, ayak ve cilt bakımını iyi yapmak ve belirli aralıklarla kontrollere giderek muayene olmak büyük önem taşımaktadır. Tansiyon, kolesterol ve trigliserit yüksekliğinin iyi tedavi edilmesi de sizi hasarlardan koruyacaktır.


Soru, görüş, öneri ve yayınlanmasını istediğiniz yazı ve makaleleriniz için yorum bırakabilir veya info@metabilgi.com adresi üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

Sosyal

Dr. Cem Tonika

Tıp Doktoru, Araştırmacı, Yazar at Meta Bilgi
Dr. Cem C. Tonika, 1984 Selanik doğumlu genel cerrahi ve anestezi uzmanlık alanına sahip tıp doktoru.

15 yılı aşkın süredir tıp alanında hizmet veren Dr. Cem Tonika, tıp, medikal ve sağlık alanlarında birçok bilimsel makale yayınlamıştır.

Dr. Cem Tonika, Meta Bilgi ve diğer bloglar üzerinden yayınladığı yazılarda toplumsal farkındalık yaratma ve sağlık, tıp alanlarında genel bilgi vermek amacıyla toplum yararına çalışır. Makale ve içeriklerinde doktor, ilaç ve tedavi tavsiyesinde bulunmaz, tanı ve teşhis koymaz, kişisel hayatı ve sağlığı tehlikeye atacak hiçbir ibare ve ifade kullanmaz.
Dr. Cem Tonika
Sosyal

Latest posts by Dr. Cem Tonika (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir