Günümüzde Özgürlük Kavramı nasıl bir anlam edinmiştir?

Özgürlük Nedir Günümüzde Özgürlük Kavramı ve Gerçek Anlamı

Özgürlük ne muhteşem bir kavram!

Özgürlüğün gerçek anlamını ve günümüzde özgürlük kavramının yeni biçimini ve zaman içindeki değişimini inceleyelim.

Farklı özgürlük Yaklaşımları Nelerdir?

Her türlü Avrupa-merkezci özgürlük yaklaşımından uzak durmamız gerektiği kanısındayım, çünkü Avrupa anlayışı özellikle seyahat etme özgürlüğüne ve politik faaliyetlerde bulunabilmeye bağlı.

Daha temellere inmek gerekir.

Özgürlüğün temeli, günde iki bin kalori alacağından emin olmak, başının üzerinde bir dam ve bir işin olacağından emin olmaktır.

Bu temel öğeler olmadan özgürlük anlamdan yoksundur.

Özgürlükten söz ederken, dünya nüfusunun üçte birinin asgari miktarda yiyeceğe sahip olmadığı, bir milyar insanın okuma yazma bilmediği ender olarak dikkate alınmaktadır, oysa bu durum onları her türlü vicdan ve bilinç özgürlüğünden, özellikle de okumaktan yoksun bırakmaktadır.

Dünyada insan haysiyetine dair tek bir fikir mi olmalıdır, yoksa geleneklere, kültürlere ve dinlere bağlı olarak farklı haysiyet biçimleri, insan haklarının antropolojik varlık nedeni olarak haysiyet hayal edebilir miyiz?

Günümüzde Özgürlük Nedir Gerçek özgürlük var mı
Günümüzde Özgürlük Nedir Gerçek özgürlük var mı

Haysiyet Üçüncü Dünya ülkelerinde ve özellikle dünyanın benim doğduğum bölümünde sık kullanılan bir sözcüktür.

Arapça’da haysiyete kerem denir ve bu sözcük Arap dünyasının en önemli kavramlarından birini belirtmektedir, özellikle de asgari beslenme ve güvenlik koşullarının sağlanmadığı ülkelerde. Bu asgari haysiyet tüm dünyaya uygulanmalı, biçim değişiklikleri sonra dikkate alınmalıdır.

Günümüzün köktencilikleri, bütün karmaşıklıklarıyla seküler ve dinsel milliyetçilikler anti-modernizmin bir biçimi değil midir? Bir tek değil, birçok köktencilik olduğunu vurgulamak gerekir:

Hindu, Hristiyan, Yahudi, Müslüman. Bu köktenciliklerin her biri yabancıyı kabullenmeyi red üzerinde temellenmektedir, ortak özellikleri budur. Bir anlamda, bu köye geri dönüştür. Ben bu sorunu, uydu ve köy diyalektiği diye adlandırıyorum.

Sıradan insan, küreselleşmenin sorunlarıyla yüz yüze geldiğinde kendini güvensiz hisseder. Televizyonunu açtığında ve Ruanda’dan jenosit görüntülerini seyrettiğinde, ardından Saraybosna kuşatmasını seyrettiğinde kendini güvensiz hisseder ve tek bir arzu duyar, köyüne, köklerine, ailesine, dinine geri dönmek. Aynı zamanda yabancı karşısında ya da köyüne ait olmayan her şey karşısında temel bir korku duyar.

Bu refleks her ülkede farklı biçimler alır ve özellikle tepkisel bir üstünlük duygusunda billurlaşır. Buna paralel olarak bu biçimlerin kendine özgü karmaşıklıkları da vardır, kendi özel mitlerini beslerler. Fransa’da Le Pen var.

Amerika Birleşik Devletleri’nde Ku Klux Klan, ama aynı zamanda kendi ülkelerinden dışarı asla adımını atmayan Kongre üyelerinin çoğunluğu. Üçüncü Dünya ülkelerinde bu köktenciler gerçekten de Batı karşıtı bir tutum benimseyeceklerdir.

Bu yeni yüzyılda kültürler ile dinler arasında bir diyalog imkânı var mı?

Kültürlerin ve dinlerin “çoklu-evren”iyle, kültürlerin “polilog”uyla örtüşen, kültürler aşırı bir dünya uygarlığı kimliğinin ortaya çıktığını görme şansı kaldı mı?

Bu düzeyde çok sayıda teatide bulunuyorum. Bu yöndeki teşebbüsleri teşvik etmek için dünyanın farklı bölgelerinde gerçek çabalar sergileniyor. Ama gerçek bir diyalogdan uzaktayız. Hâlâ köktenciliklerin ve arkaik fikirlerin doğduğu bir evredeyiz.

Günümüzde Demokrasiler Gerçek Demokrasi midir?

Terimin biçimsel ve politik anlamında değil, teknik uygarlığın eğilimlerine gerçek cevaplar sunan bir sistem anlamında soruyorum.

Ben demokrasinin küreselleşme nedeniyle, daha doğrusu küreselleşmeler nedeniyle tehlikede olduğuna inanıyorum, çünkü bu olgunun çok sayıda biçimiyle karşı karşıyayız: mali küreselleşme, iletişimin küreselleşmesi, turizmin, uyuşturucunun, hastalığın küreselleşmesi.

Her küreselleşmenin kendine özgü nitelikleri ve hızı var ve bu küreselleşmeler tek bir devletin, hatta iki devletin bile çözemeyeceği dünya çapındaki sorunların taşıyıcısıdır.

Dolayısıyla belki Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu ya da Dünya Bankası gibi uluslararası bir foruma ihtiyacımız var.

Şu an için bu sorunlar demokratik bir şekilde ele alınmamaktadır. Bu sorunlardan sorumlu olanlar açıklamada bulunabilecek konumda değiller.

Temel çelişki de burada. Ulusal düzeyde demokrasiyi teşvik ediyoruz, Birleşmiş Milletler içinde departmanlar kuruyoruz, demokrasiyi teşvik eden ve seçim prosedürlerine eşlik eden, partilere para akıtan, iktidarın akılcı kullanımını teşvik eden, insan haklarını koruyan sivil toplum kuruluşları kuruyoruz. Ama uluslararası ölçekte demokrasi yok. Dolayısıyla, ulusal demokrasilerin üzerinde ya da yanında bir dünya demokrasisi kurmazsak ulusal demokrasi tehlikede kalacaktır.

Niçin? Çünkü bir sorun ne ölçüde dünya çapındaysa, ulus-devletin rolü de o ölçüde önem yitir, öyle ki sonunda ulusal demokrasi gereksiz hal alabilir.

Bu temel çelişkiyi nasıl çözebiliriz?

185 ülkemiz var, onların hudutları içinde demokrasiyi teşvik etmeye çalışıyoruz, ama dünya çapındaki sorunlar, gözümüzün önünde demokratik olmayan yöntemlerle çözümleniyor.

Yaklaşık beş yüzyıldır Batı uygarlığı dünyanın geri kalanına yayılıyor. Günümüzde Batı teknolojisi bu teknolojiyle rekabet imkânlarına sahip olmayan ülkelere kendini dayatmış durumda.

Sovyet imparatorluğunun çöküşü ve dünya pazarının büyüyen serbestleşmesiyle birlikte pazar ekonomisinin yayılması ilave bir boyut edindi. Bu eğilimler Latin Amerika, Çin ya da İslam gelenekleri için bir tehlike oluşturmakta mıdır?

Teknolojiye bütün milletlerin sahip olabileceğini ve tek bir halkın tekelinde olmadığını sanıyorum. Ayrıca bir tepkinin gelişmekte olduğunu saptıyorum: Biyolojik çeşitlik kadar önem taşıyan kültürel çeşitliliği korumak için yeni örgütlenmeler kuruluyor.

Bengal kaplanlarının soyunun korunmasını savunuyorsak, bir kültür ya da uygarlığın savunulmasını niçin dert etmeyelim?

Bu kültürel çeşitlilik teknolojik homojenleşmenin tehdidi altında değil mi?

Özellikle de spekülatif hareketliliği neredeyse anlık bir hal alan ve küreselleşme karşısında, John Kenneth Galbraith ile Joseph Stiglitz’in formüle ettiği anlamda kolektif bir sorumluk yokluğuna eşlik eden sermaye akışları ve elektronik medyanın tehdidi altında değil mi?

Öncelikle, dil, din ve gelenek bakımından çok önemli bir çeşitliliğin varlığına inanıyorum ve kültürel çeşitlilik yitecek diye bir korku duymuyorum. Üstelik önümüzdeki on, on beş yıl içinde yeni aygıtların, özellikle de tercüme yapabilen bilgisayarların ortaya çıkacağı kanısındayım. Anında tercüme yapabilen bu makineler tüm dünya dillerinin çeşitliliğini koruyabileceklerdir.

Köy ve uydu diyalektiği de bu şekilde gerçekleşecektir. Küreselleşme dillerin korunmasına yol açacaktır. Bazı bölgeler bağımsızlıklarını arzuladığında eski ülkelerde ayrılıkçı hareketler görülüyor. Bu durum, köyün cazibesinin, diyalektinin, dilinin ve geleneğini korunmasının küreselleşmeye bağlı olduğunu göstermektedir.

nın geri kalanına yayılıyor. Günümüzde Batı teknolojisi bu teknolojiyle rekabet imkânlarına sahip olmayan ülkelere kendini dayatmış durumda.

Sovyet imparatorluğunun çöküşü ve dünya pazarının büyüyen serbestleşmesiyle birlikte pazar ekonomisinin yayılması ilave bir boyut edindi.

Bu eğilimler Latin Amerika, Çin ya da İslam gelenekleri için bir tehlike oluşturmakta mıdır?

Teknolojiye bütün milletlerin sahip olabileceğini ve tek bir halkın tekelinde olmadığını sanıyorum. Ayrıca bir tepkinin gelişmekte olduğunu saptıyorum: Biyolojik çeşitlik kadar önem taşıyan kültürel çeşitliliği korumak için yeni örgütlenmeler kuruluyor.

Bengal kaplanlarının soyunun korunmasını savunuyorsak, bir kültür ya da uygarlığın savunulmasını niçin dert etmeyelim?

Bu kültürel çeşitlilik teknolojik homojenleşmenin tehdidi altında değil mi?

Özellikle de spekülatif hareketliliği neredeyse anlık bir hal alan ve küreselleşme karşısında, John Kenneth Galbraith ile Joseph Stiglitz’in formüle ettiği anlamda kolektif bir sorumluk yokluğuna eşlik eden sermaye akışları ve elektronik medyanın tehdidi altında değil mi?

Öncelikle, dil, din ve gelenek bakımından çok önemli bir çeşitliliğin varlığına inanıyorum ve kültürel çeşitlilik yitecek diye bir korku duymuyorum. Üstelik önümüzdeki on, on beş yıl içinde yeni aygıtların, özellikle de tercüme yapabilen bilgisayarların ortaya çıkacağı kanısındayım.

Anında tercüme yapabilen bu makineler tüm dünya dillerinin çeşitliliğini koruyabileceklerdir. Köy ve uydu diyalektiği de bu şekilde gerçekleşecektir.

Küreselleşme şüphesiz ki dillerin korunmasına yol açacaktır.

Bazı bölgeler bağımsızlıklarını arzuladığında eski ülkelerde ayrılıkçı hareketler görülüyor. Bu durum, köyün cazibesinin, diyalektinin, dilinin ve geleneğini korunmasının küreselleşmeye bağlı olduğunu göstermektedir.

Özgürlük kavramının günümüzde şekil değiştirmesi üzerine yazılan bu yazı birtakım alıntılar içermektedir.

Bu içerikte günümüzde özgürlük kavramı nedir, özgürlük kavramının değişen anlamı ve özgürlüğün yerini dolduranlar konularında bilgi paylaşımında bulunmak amaçlanmaktadır.

Siz de günümüzde özgürlük kavramı üzerine soru, görüş ve önerilerinizi sayfanın altında bulunan yorum bölümü ile bize ve diğer ziyaretçilere iletebilirsiniz.


Ayrıca Bakınız : Doğanın Atıkları Yok Etme Süresi


Ayrıca Bakınız : Daha İyi Uyumanın 4 Yolu


Ayrıca Bakınız : Psikolojide Savunma Mekanizmaları Nelerdir?


Ayrıca Bakınız : Metafizik ve Doğa Ötesi Nedir?


Ayrıca Bakınız : Başarının Sırrı : Duygusal Zeka


Soru, görüş, öneri ve yayınlanmasını istediğiniz yazı ve makaleleriniz için yorum bırakabilir veya info@metabilgi.com adresi üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

Sosyal Medya

Meta Bilgi

Araştırma Grubu at Metabilgi
2018 yılında yayın hayatına başlayan metabilgi.com üzerinde internet mecrasında bulunan birçok farklı alandaki bilgiyi derleyerek en sade ve anlaşılır biçimde ziyaretçilerine aktarmayı amaçlayan araştırma ve gözlem topluluğudur.
Sosyal Medya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir