Türkiye’ye İlk Yatırımı Hangi Ülke Yapmıştır?

Türkiyeye il yatırım yapan şirket ve ülke

Bu küçük yazı dizimizde üç ana başlıkta üç önemli konuyu açıklayacağız.

  • Türkiye’ye ilk yatırımı hangi ülke yapmıştır?
  • Yenilikçi fikirler ile icatlar neden Türklerden çıkmıyor?
  • Neden gelişmiş bir ülke olamadık?

Türkiye’de İlk Yabancı Yatırım

Osmanlı’nın ilk sanayileşme hamlesi, savaşlar, depremler ve plansız sanayileşme çabaları yüzünden başarıya ulaşamamıştı.

Bu başarısızlık üzerine, gözler yabancı sermayeye çevrilmişti. Osmanlı Devleti’nin, büyük bir yatırım gerektiren bu faaliyetleri, finanse edecek birikimi olmadığı için, aynen Islahat Fermanı’nda belirtildiği gibi, alt yapı yatırımları için yabancı sermaye ve mühendislik bilgisine muhtaçtı.

Demiryolu inşası için gerekli bilgi ve sermaye yoktu. Bu nedenle, 18 Şubat 1856 tarihli Islahat Fermanı’nın, “Ülkenin kalkınması için Avrupa sermaye ve bilgisinden yararlanılacağı”yla ilgili maddesi yüzünden, Kırım Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nden demiryolu inşası ve işletmesi için imtiyaz talebinde bulunmaya başlayan çeşitli Avrupa sermaye gruplarının taleplerine sıcak bakılmaya başlandı.

Ülkemize ilk yatırımı yapan ülke İngiltere’dir.

İngiltere, 1850’li yılların sonlarından itibaren, dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi, Osmanlı İmparatorluğuna ilk yatırım yapan ülkeydi.

Izmir- Aydın Demiryolu, Osmanlı Bankası ve Batı Anadolu’da yaşayan Ingiliz yurttaşlarının başlattıkları tarıma yönelik yatırımlar, İngiltere’yi Osmanlı’ya en çok yatırım yapan ülke konumuna yükseltti. Izmir-Aydın Demiryolu, Anadolu’daki ilk demiryoluydu.

Osmanlı Devleti, bu girişimi memleketin diğer yerlerinde yapılacak benzer girişimlere bir başlangıç olarak görmekteydi. 1856’da bir Ingiliz grup adına hareket eden Robert Wilkin, Izmir ile Aydın arasında bir demiryolu inşa etmek üzere hükümete başvurdu. Sözleşmeye göre, demiryolunun her iki tarafındaki 30’ar millik mesafede demir ve şose yollar yapabilecek, demiryolunun geçeceği, demiryoluyla ilgili binalar inşa edebilecekti.

Hattın her iki yanında bulunan 50 kilometrelik alandaki kömür madenlerini işletme hakkının yanı sıra, daha bir çok imtiyaz da şirkete verilmişti. Şirket kendi adına oldukça iyi bir sözleşme imzalamıştı. Böylesi bir sözleşmeye imza atılması, Osmanlı Devleti’ni yöneten kişilerin kapitalist anlayışı kavrayamamış olmalarının yanında, yabancı sermayeyi ülkeye çekebilmek için özendirici önlemler ve kolaylıklar sunma düşüncesinden kaynaklanıyordu.

Ingiltere’den yol için gerekli araçlar getirilerek, demiryolu inşaatına 1857 yılında başlandı. Ancak hisse senetleri taksitlerinin zamanında ödenmemesi nedeniyle şirket parasal sıkıntıya düşünce inşaat, Kasım 1858’e kadar tatil edildi. Bu arada bazı yolsuzluklar yapan müteahhit ve başmühendis görevinden alınırken, bazı aksilikler yüzünden şirketin inşaatı sözleşmede belirtilen tarihte bitiremeyeceği anlaşıldı. Şirketin ekonomik sorunları çözebilmesi için hükümet daha sonra yeni kolaylıklar ve imtiyazlar tanıdı. Osmanlı hükümetinin sözleşme hükümlerine dayanarak hattın imtiyazını feshetme ve şirketin mal varlığına el koyma olanağı vardı.

Ancak hükümet, Anadolu’daki Osmanlı Devleti’nde inşasına ilk başlanan demiryolu olması nedeni ve sermaye sahiplerini korkutacağı, daha sonra kurulması olası benzer işletmelere kötü örnek olacağı endişesiyle bu hakkını kullanmadı. Şirket, yapılan ilk sözleşmeye göre, 4 yılda bitmesi gereken Izmir-Aydın Demiryolunu, yaklaşık 10 yılda güçlükle tamamlayabildi.

Yenilikçi fikirler ile icatlar neden Türklerden çıkmıyor?

Bunun bir reçetesi var mı?

Türkler, Batı’daki gibi belki çok “büyük keşiflere” imza atmamış olabilirler; ancak her ülke gibi kendine özgü şartları nedeniyle yeniliklerden geri kalmadılar.

Türkiye, kendi markasına üretim yapmıyor ya da yapamıyor ve Batı’nın fason üreticisi olmanın gerekliliklerini yerine getiriyor.

Ayrıca başkalarının yaptığı tasarımlar üzerinden de geliştirmeler yapmak, Türklerin sıkça başvurduğu “iflah olmaz” hastalıklardan biri. Bütün bu değerlendirmelerin hepsi doğru.

Türkler, öncelikle “Neden gelişmiş bir ülke olamadık?”, ya da “Nasıl zenginleşebiliriz?” gibi yıllardır sorduğu soruları bir kenara bırakmalıdır, ikinci olarak, Batı karşısında genlerine yerleşen “aşağılık kompleksinden” de hızla kurtulmalı. Çünkü durumun hiç de öyle vahim olmadığı ortadadır.

Neden gelişmiş bir ülke olamadık?

Türkiye’nin uluslararası alanda bilim ve teknoloji konusunda iyi bir seviyede olduğunu da kimse iddia etmiyor. Türkiye daha çok, dışarıdan teknoloji alıp onların ürettiği tasarımları üretme yolunu seçiyor. Aslında Türklerin içinde bulunduğu durumu “Altyapı var; ama tesis yok” sözü gayet iyi özetliyor. Türklerin, pratik zekasının ve yaratıcılığının nasıl çalıştığını gösteren en iyi örnek, irfan Sayar’ın ünlü mucit karakteri olan “Zihni Sinir” karikatür tiplemesidir.

Gerçekten işin gerçeği de bu. Türkler, arabalı vapur yapmayı tasarlıyor; ama arabalı vapuru Türkiye’de yapacak tesis olmadığı için vapur, Ingiltere’de yaptırılarak Türkiye’ye getiriliyor. Ya da bir başka mantık silsilesine göre söylemek gerekirse, 2006’nın R&D 100 En iyi Bilim insanı seçilen Fatih Porikli’nin dediği gibi: “Uzay geminiz olmadığı içindir ki astronota da sahip olamıyoruz.” Türk insanının yaratıcılığı Batı uygarlığına ait olan ülkelerde yaşayan insanların yaratıcılıklarından hiç de aşağı değil. Türklerin yenilikçi olma fikirlerinin çapı oldukça geniş.

Pasteur’un enstitüsü, Türklerden alınan parayla kuruldu. 1885 yılında Pasteur, kuduz aşısını bulmuştu ve zamanın padişahı Sultan II. Abdülhamit, Pasteur’ü ülkeye davet etmişti.

Gelemeyeceğini bildirince aşıyı öğrenmeleri için Paris’e yolladığı heyetle, Pasteur’e “Mecidiye Nişanı” ve “Aşı Hayırhanesi yapması için” para gönderdi. Enstitü, 1888 yılında Osmanlı’dan giden bu parayla kuruldu. Ya da Mevlana Celaleddin Rumi’nin “Düne dair ne varsa, dünle beraber gitti, artık yeni şeyler söylemek lazım” diyen sözleri, genlere yerleşen “yenilik” gücüne ne kadar değer verildiğini bize kanıtlar.

Hezarfen Ahmet Çelebi’nin uçmak için Galata Kulesi’nden kendisini boşluğa bırakması, ya da ünlü tayyareci Vecihi Hürkuş’un hurdadan yaptığı uçaklar; onların içlerindeki, bastıramadıkları “yenilikçi olma” istekleriydi.


Ayrıca Bakınız : Cumhuriyetin ilk milyoneri kimdir?


Soru, görüş, öneri ve yayınlanmasını istediğiniz yazı ve makaleleriniz için yorum bırakabilir veya info@metabilgi.com adresi üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

Sosyal Medya

Meta Bilgi

Araştırma Grubu at Metabilgi
2018 yılında yayın hayatına başlayan metabilgi.com üzerinde internet mecrasında bulunan birçok farklı alandaki bilgiyi derleyerek en sade ve anlaşılır biçimde ziyaretçilerine aktarmayı amaçlayan araştırma ve gözlem topluluğudur.
Sosyal Medya

Latest posts by Meta Bilgi (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir