Metafizik ve Doğa Ötesi Nedir?

Metafizik Nedir

Metafiziğe Giriş

Öncelikle doğa ötesi yada metafizik, genel felsefenin belirli bir bölümüdür. Bu bölümde, “Varlık nedir?”, “Bir dış dünya var mıdır?”, “Beden ile ruh arasındaki ilişkiler nelerdir?”, “Yaradan / Tanrı var mıdır?”, “Ruh ölümlü müdür, ebedi midir?“ gibi sorulara yanıtlar aranır. Bunun dışında, bilginin nereden geldiği, neleri bilebileceğimiz de araştırılır. Fakat metafizikteki asıl araştırma konuları, evren, yaradan ve ruhtur.

Metafiziğin en temel ayrımlarından biri görünüş ve gerçeklik ayrımıdır. Mevzubahis ayrım metafiziğin kendisinin de akla dayalı bir tahkikat olduğunu gözler önüne serer. Ayrıma göre, insanın duyuları onu varlığın görünüşüne götürürken aklı gerçekliğe nüfuz etmesini sağlar

Metafizik Kavramının Ortaya Çıkışı

Feylesoflar tarih süresince, doğa ötesi sözcüğüne değişik manalar verdiler; metafizikten yana oldular veyahut onu tenkit ettiler ve yerdiler. Metafizik sözcüğü, öncelikle İsa’dan önce birinci asırda, Rodoslu Andronikos tarafından ortaya atıldı. Andronikos, büyük Yunan feylesofu Aristoteles’in yazılarını bir araya getirdiği vakit, fiziğe ait bölümden sonraki yazılara, “metafizik”, başka bir deyişle fizikötesi ismini verdi.

Aristoteles’in bu eserinde incelediği konular daha sonra, metafiziğin konuları olarak kabul edildi. Doğa ötesi konular deyince, duyularımızı ve algılarımızı aşan konular, anlaşıldı. Aristoteles, bu eserinde incelenen konulara “ilk felsefe” diyordu. İlk felsefe, başka bir deyişle doğa ötesi, “varlığı, varlık olarak inceliyor; genel olarak var olmanın şartlarını, kaç çeşit neden den söz edilebileceğini, var olanların en üst katında bulunan yetkin varlığı başka bir deyişle Tanrıyı ele alıyor ve izah ediyordu. Orta çağın sonuna kadar, felsefenin temel bölümünü doğa ötesi oluşturdu.

metafizik felsefe
Metafizik Felsefe

Bilimlerin ilerlemesiyle, felsefe İçinde de, metafiziğe karşı negatif ve tenkitçi bir tavır ortaya çıktı. Duyularımızı ve algılarımızı aşan konuları inceleyen metafiziğin, sağlam bilgiler veremeyeceği ileri sürüldü.Her şeyden önce, bilgilerimizin kaynağının, ortaya çıkabilme şartlarının, değerinin (geçerliğinin) araştırılması gerektiği ileri sürüldü.Böylelikle, eski suallerde da izah ettiğimiz gibi, felsefede, metafiziğe oranla “bilgi teorisi” ağır bastı. Gittikçe, felsefe tenkitçi bir davranış benimsedi ve ilkçağda felsefe (philosophia) sözcüğünün taşıdığı ilk manaya, başka bir deyişle doğruyu arama, hazır çözüm ve izahlarla kanaat etmeme tutumuna, yine fakat başka bir düzeyde, bir kere daha dönüldü. İlerde felsefe tarihini kısaca gözden geçirirken, çeşitli feylesofların, hem doğa ötesi alanında, hem felsefenin öteki dallarında, hem de doğa ötesi düşüncenin tenkit edilmesi ile ilgili getirdikleri çözümleri topluca göreceğiz.

Metafiziğin Konusu ve Alanları

Metafiziğin konu alanları üç tanedir: Ontoloji, teoloji kozmoloji ve arkeoloji. Mevzubahis dört bileşik sözcüğün de orijininde Yunanca sözcükler bulunur. Hepsinde iştirak eden “logos” bilim, rasyonel izah mananına gelir. Ontolojideki “to on” var olan, teolojideki “theos” Tanrı, kozmolojideki “kosmos” evren ve arkeolojideki “arkhe” bilgi itibariyle ilk olan demektir.

Metafiziğin konusu, bir bütün olarak varlık olup o varlığı varlık olmak bakımından ele alan felsefe dalını ifade eder. Buna göre, diğer bilimlerin varlığı belli açılardan inceledikleri yerde, metafizik varlığı olabilecek en genel özellikleriyle ele alır ve ilk olarak var olmanın, bir varlık olmanın ne manaya geldiğini soruşturur.

Aristoteles’e Göre Metafizik Tanımı

Metafizik, Aristoteles tarafından üç ana dala ayrılmıştır. Bunlardan birincisi, asal itibarıyla “var olana ait rasyonel ve kavramsal bir araştırma” olarak tanımlanmış olan ontolojidir. O, yalnızca “varlığın ne olduğu” sualine değil, “özde ne türden ayrı şeylerin var olduğu” sualine da cevap getirmeye çalışır. Burada metafiziksel araştırma çoğu kez “var olmak için kendisinden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayan varlık” olarak tanımlanan töz kavramı üzerinden yürütülür. Metafiziğin Platon’dan türeyen ikinci ve onu “son gerçekliğin veya harbiden var olanın bilimi” olarak gösteren tanımı, aynı kapsam içinde metafiziği ya da onun asli bölmesini oluşturan ontolojiyi görünüşlerin ötesindeki kalıcı gerçekliğin bilimi olarak ortaya koyar. Ontoloji olarak metafizik, şu halde varlık ile varoluşa ve değişmenin tabiatına ilişkin araştırmalardan alana gelir.

Tıpkı felsefe gibi, metafiziğin kendisi de ikinci düzey bir soruşturmadan alana gelir. O, bilimlerin düşündüğü, fakat izah getiremediği ilkeler üzerinde yoğunlaşır.

Metafiziğin ikinci bölümü, yeniden Aristoteles’in bölme veyahut sınıflamasına göre, teolojik kozmolojik araştırmalardan oluşur. Burada doğa ötesi, evrenin kaynağına, ilk nedenine, son bileşenlerine, evrende bir emelliliğin olup olmadığına konusunda araştırmalarla meşgul olur. Onun üçüncü bölümü, bütün araştırmaların temelinde bulunan ilkelere ait bir inceleme ve soruşturmadan alana gelir.

Nitekim Aristoteles’ten sonra da doğa ötesi pek çok feylesof tarafından “ilk ilkelere veyahut son ve çürütülemez hakikatlere ait araştırma” olarak tanımlanmıştır. Buna göre bilimler de dâhil olmak üzere, bütün disiplinlerin birtakım kabullerde bulundukları, bir şeyleri tartışmadan kabul ettikleri yerde, hiçbir şeyi sorgulamadan bırakmayan doğa ötesi bütün disiplinlere ilk ilkelerini temin eder.

Aynılık, çelişmezlik ilkesi benzeri ilk ilkeler veya nedensellik ilkesi türünden temel ilkeler karşısında tümüyle eleştirel bir tavra sahip olan metafiziğin insana bir ilk ilkeler öğretisi sağladığı, mevzubahis öğretinin de her şeye ait olarak meblağlı bir izah geliştirme olanağı veren bir kavramlar öbeği tedarik ettiği söylenebilir.

Karamsarlığın Metafiziksel Nedeni

Bu noktadan başlayarak Schopenhauer’ın karamsarlığının nedenini daha iyi anlamış olacağız. Onun istenç kavramı, tüm tabiat sistemini her şeydeki sevimsiz güce cevap olmak üzere devinen olarak resmeder, tasvir eder. Her şey sanki içindeki içsel bir saatin devinimini ortaya koyar. En düşük yapılı varlık olan amipten en yüksek yapılı varlık olan insana dek her var olan aynı güç, başka bir deyişle istenç tarafından sürüklenir. İnsan davranışını üreten kör istenç, nebatları büyüten ile aynı şeydir.

Her fert bir zorlanılmış şartın damganını taşır. “Bu öne sürüm insanların hayvanlara göre daha yüksekte bulunduğunu gösterir, zira hayvanlar mutlak içgüdüleri tarafından kontrol edilirler.” denebilir. Oysa Schopenhauer insanların ussal varlıklar olduğu tezini yadsımış, insan aklının da, hayvanların içgüdüleriyle aynı düzeyde olacak tarzda, global istenç tarafından biçimlendirilir.

Metafizik Felsefe Nedir?
Metafizik Felsefe Nedir?

Ayrı olarak insan var olanlarında akıl ve istenç iki ayrı yeti olarak düşünülmemelidir; tersine Schopenhauer’a göre akıl, istencin bir sıfatıdır. O, ikincildir ya da felsefi manada ilinekseldir. Ussal gayret zamanın kısa periyotları boyunca elde tutulabilir, güçten düşer ve dinlenmeye çekilir, sonul manada bedenin bir işlevidir.

Tersine istenç kesintiye uğramaksızın hayatı desteklemek ve elde tutmak için devam eder. Düşsüz uyku sırasında akıl işlevini yerine getirmez, oysaki bedenin tüm organik işlevleri devam eder. Bu organik işlevler istencin tezahürleridir. Öteki düşünürler istenç özgürlüğünden söz ettikleri esnada Schopenhauer, “Ben onun her şeye gücünün yettiğini ispat ettim.” söyleminde bulunur.

Doğanın tümündeki istencin tümgücü insan varolanları için karamsar içerimler taşımaktadır. Schopenhauer insanların sadece görünüşte önlerinde bulunanlar tarafından çekildiklerini, lakin gerçekte arkadan öne doğru itildiklerini söylemekteydi.

Bu itici güç, kendisine yöneldikleri hayat değil, fakat onları ileriye doğru sürükleyen zorunluluktur. Doğanın tümündeki birincil itki hayatın üretilmesidir. Hayata istenci hayat çemberinin devam etmesinden başka bir ereğe sahip değildir. Schopenhauer tabiat dünyasını, hayata istencinin kaçınılmaz olarak daimi çatışma ve yok etmeyi doğuran merhametsiz bir savaşımı olarak tasvir etme yoluna gitmiştir.

İstencin her şeyden yeğin olan gücünün yarattığı kölelikten bir kaçış veyahut çı kış yolu var mıdır? Schopenhauer’a göre en az iki kaçış yolu var görünmektedir: Bu kaçış yolları estetik ve ahlak alanlarında imkanlı olabilecektir. Bu noktada akla gelen ilk sual, üniversal istenç böylesine kuvvetli ve kapsayıcı iken ondan rastgele bir kaçışın daimi olup olamayacağıdır.

Schopenhauer’a göre estetik alanındaki kaçış kısa müddetli ve geçicidir, bu bağlamda güzelliğin estetik seyri bir müddet için kişiye istencin köleliğinden kaçış yolu sağlamaktadır. Oysa aynı kaçış için ahlakın sunduğu yol çok daha kalıcıdır. Bunun nasıl imkanlı olduğunu biraz sonra görmeye çalışacağız. Şüphesiz bu alanda pek çok arzu ve tutkunun yadsınması gerekecek. Burada sıra bakımından önce geçici yolu ele almak daha sonra kalıcı olana geçmek daha ussal görünmektedir. fiu halde önce estetik kaçış yolunu görmeye çalışalım:

Estetik Kaçış Yolu Felsefesi

Önce estetik izleyişin genel özelliğine değinmekte fayda vardır. Estetik seyirde kişi izlediği estetik objeye bir yarar ya da çıkar sağlamak için yönelmez, tersine tümüyle faydadan ve çıkardan arınmış olarak yönelir. Tek emeli estetik objeyi izlemek ve bu seyirden haz duymaktır. Bir başka söylemle estetik obje bir istek nesnesi olarak veyahut istek için bir uyaran olarak görülmemelidir.

Güzel bir nesneyi dışsal bir erek uğruna değil, onun kendisini izlemek bir erekmiş gibi kabul ederek izlemek bir zorunluluktur. Kant bu vaziyete estetik objenin “ereksiz erekliliği” demiştir. fiu hâlde estetik hoşlanma veyahut beğenme, bir insanın dikkatini saldırgan hayata istencini uyaran objelerden, onların yerine ihtiras ve arzu ile hiçbir ilişkisi olmayan seyir objelerine yoğunlaştırmaya yöneltebilir. Birisi bir sanat ürününü izlerken o bir isteyen özne olmaya karşıt olarak salt bir bilen özne vaziyetine gelir.

Sanatta gözlemlenen şey ne olursa olsun genel ya da tümel bir ögedir. Schopenhauer, burada estetik objeyi idea kavramı ile ilişki içine sokmuş görünmektedir. Buna göre bizim bir kişinin resminde gördüğümüz şey belli özel bir kişi değil, insanlığın, tümümüzün paylaştığı belli bir görünümünün bir sunumudur.

Schopenhauer’a göre estetik ve etik benzer bir işleve sahiptirler. Çünkü her ikisi de dünyevi tutku dolu çabadan istencin etkinliğinin ötesindeki bir düzeye doğru şuurluluğumuzu yukarılara kaldırmaya hizmet ederler, bu düzeyde sükûnet içinde bir izleme olarak en yüksek edim gerçekleşmiş olur. Bu şekilde kişi, istencin esiri olmaktan istence boyun eğmekten bir müddetliğine de olsa özgürleşmiş olur. “Artık ilişkileri yeterli neden ilkesine uygun olarak izlemeyen fakat ona başka rastgele bir nesne ile bağıntısından ayrı olarak sunulan nesnenin durağan izleyişinde dinginleşen ve yiten arı istençsiz bir bilgi öznesi olur” (akt. Copleston, 1996: 42). Görüldüğü gibi bir müddetliğine de olsa istencin alanından sıyrılarak tasarım dünyasında soluk almak, şüphesiz yeniden de seyir yoluyla imkanlı olmaktadır.

Schopenhauer’a Göre Metafizik Felsefesi

Schopenhauer trajediyi en üstün sanat türlerinden biri olarak kabul eder. Ona göre trajedi, şiiri veyahut şiirselliği yapısında barındırmanın yanı sıra insan hayatının gerçek görünümüne, dramatik bir biçimde anlatılan “dile gelmez acıya” insanlığın çığlığına, kötülüğün yengisine, “haklı ve masum olanın geri alınamaz düşüşüne” şahitlik etmemizi sağlayan bir sanattır. Buna rağmen en yüksek sanat dalı değildir. Schopenhauer’a göre tüm sanatların en yükseği müziktir. Çünkü müzik bir ideayı ya da ideaları, istencin direkt nesnelleşmesini sergilemez. İstencin kendisini, kendindeşeyin iç doğasını sergiler. Bu yüzden insan müzik dinlerken görüngülerin altında yatan asıl gerçekliğin bir bildirilişini alır. Bu gerçekliği istencin baskısından uzak, nesnel ve çıkarsız bir tutum içerisinde sezinler. Her şeye karşın estetik izleyişin gücü istencin tiranlığından geçici ya da kısa süreli bir kaçıştan fazlasına yetmez.

Ahlaksal Kaçış Yolu Felsefesi

Schopenhauer istencin tiranlığından çok daha uzun süreli bir kaçışın yolunu yaşama istencinden vazgeçme yönteminde bulmuştur. Şayet ahlaklılık imkanlıysa ahlaksal ilerleme bu biçimi almalıdır diye düşünür. Çünkü bir insanın hayatını karmaşık hale getiren ve acı çekmeye kapı aralayan şey, sonu gelmeyen arzular biçiminde kendisini ifade eden ve daimilik gösteren hayata istencidir.

İnsanda birtakım şeylere karşı duyulan istek veyahut uyanan arzu saldırganlık, savaşım, yok etme ve benmerkezcilik gibi yıkıcı duyguları üretmektedir. Hasılı yaşama istenci her türlü kötülüğün kaynağıdır. Schopenhauer insanlara sık sık şunu hatırladır: “İnsan orijini bakımından korku yaratan yabanıl bir hayvandır.” Bu yabanıl hayvan yaşama istencinin direk anlatımıdır.

metafizik nedir felsefe
metafizik nedir felsefe

Schopenhauer istencin tiranlığından çok daha uzun süreli bir kaçışın yolunu yaşama istencinden vazgeçme yönteminde bulmuştur. Şayet ahlaklılık imkanlıysa ahlaksal ilerleme bu biçimi almalıdır diye düşünür. Çünkü bir insanın hayatını karmaşık hale getiren ve acı çekmeye kapı aralayan şey, sonu gelmeyen arzular biçiminde kendisini ifade eden ve daimilik gösteren hayata istencidir. İnsanda birtakım şeylere karşı duyulan istek veyahut uyanan arzu saldırganlık, savaşım, yok etme ve benmerkezcilik gibi yıkıcı duyguları üretmektedir. Hasılı yaşama istenci her türlü kötülüğün kaynağıdır. Schopenhauer insanlara sık sık şunu hatırladır: “İnsan orijini bakımından korku yaratan yabanıl bir hayvandır.” Bu yabanıl hayvan yaşama istencinin direk anlatımıdır.

Böylelikle ahlak, şayet imkanlıysa istencin yadsınmasını içermelidir. Bu yadsıma özüyadsıma, çilecilik ve vazgeçme mananına gelecektir. Aslında varoluşun ve yaşamın kendisi bir suçtur. Çünkü istenç nesnelleşir ve bu nesnelleşmesinde acı çeker.

Schopenhauer, sanki suçlu olan istencin kendisiymiş ve cezayı ödeyen de istenç olmalıymış gibi konuşur. Bu yüzden istencin yadsınması, bir bakıma onun cezalandırılması mananına da gelecektir. İstencin yadsınması yaşamı yadsımak demek olacağına göre acaba kişi hayatına son mu vermeli diye akla gelebilir. Schopenhauer bunu kabul etmez. Çünkü yaşama bitirmek istenci yadsımaktan çok, ona boyun eğmek olacaktır. Bu yüzden yadsıma ve vazgeçme intihardan başka bir biçim almalıdır.

Ancak Schopenhauer’ın felsefesinin çerçevesi içinde ahlak imkanlı mıdır? Ferdi insan, tek bir ferdi istencin bir nesnelleşmesidir ve bu yüzden eylemleri belirlenmiştir. Schopenhauer’e göre bu belirlenmişlik tutum farklıklarının imkanını ortadan kaldırmaz. Çünkü bireysellik fenomenaldir, numen tektir. Mesela, bir kişi ara ara düşünce ya da şuurluluğunu cisimler dünyasının üzerinden daha yüksek bir düzeye kaldırmayı muvaffak olabilir.

Bir bireyler çokluğu sadece fenomenal özne için varolur. Ve bir insan kendisini başkalarıyla aynı düzleme koyduğu ve onlara hiçbir zarar vermediği ölçüde bireysellik yanılsamasını görmeyi muvaffak olabilir. Ama bu noktadan daha da ileriye gidilebilir. Bir insan aslında tüm bireylerin bir olduğunu görecek denli fenomenin arkasına geçebilir. Tümü de tek bir istencin fenomenleridir. İşte bu noktada karşımıza etik duygudaşlık düzlemi çıkar.

Metafizikte İyilik ve Erdem Kavramları

Başkalarının çıkarsız olarak sevilmesi iyilik ya da erdemdir. Bir kişi bir bireye karşı duyduğu yoğun arzudan tüm insanlığa duyulan bir sempati duygusuna geçebilir. Bu şekilde başkalarının çıkarsız olarak sevilmesi, iyilik ya da erdem ismini alır. Gerçek iyilik Kant’ın düşüncesinin tersine yalnızca ödev uğruna net emre boyun eğmek değildir.

Gerçek iyilik sevgidir, kendine yönelik erostan ayrı olarak caritastır, yani öteki insanlara duyulan sempati duygudaşlıktır. Bu düzeyde bir kişi bizim tümümüzün aynı doğayı paylaştığımızın farkına varır. Bu farkındalık, kibarlıknaziklik etiğini doğurabilir ya da gerçek içsel varlığımız her yaşayan canlıda, benim kendi şuurluluğummuş gibi aniden her yaşayan canlıda varolur. Bu itiraf katılığı, acımayamerhamete çevirir, her bencilolmayan erdem bu temel üzerinde yatar ve onun pratik anlatımı her iyi iştir. Bu kanı kibarlığa, sevgiye, merhamete danışmayı yönlendirebilir zira bunlar bize, hepimizin aynı bir varlık olduğumuzu anımsadır.

Bununla beraber Schopenhauer, bu noktada da kalmaz. Zira istenç, insan içinden ve onun yoluyla kendinin öyle duru bir bilgisini ele geçirebilir ki dehşet içinde kendinden uzaklaşır ve kendini yadsır. O vakit insan istenci rastgele bir şeye bağlanmaya bitirir ve insan çilecilik ve mukaddeslik yolunu izler (Copleston, 1996: 47). Bu son izahlarla Schopenhauer’ın Uzakdoğu, HintMaya felsefesinden nedenli etkilendiğini açıkça görebilmekteyiz. Buda’ya ve Budist felsefeye duyduğu yakınlık iyi bilinmektedir.

Buradaki güçlük açıkça görülebilmektedir. Nasıl olur da bir istenç kendini yadsıyabilir? Schopenhauer da buradaki güçlüğün farkındadır ve fenomende nesnelleşen istencin kendini yadsımasının, bir başka söylemle hayata istencini yadsımasının bir kendi ile çelişme vaziyeti olduğunu dürüstçe kabul eder.

Görünürdeki bu ikileme rağmen, böyle bir köktenci kendini yadsıma eylemi ortaya çıkabilir. Ne var ki bu vaziyetin kuraldışı olduğu kabul edilmelidir. Bir başka söylemle ancak aziz düzeyindeki kişiler bunu gerçekleştirebilir. Çünkü istenç özü bakımından özgürdür ve yeterli neden ilkesine bağlı değildir.

Schopenhauer, bu şekilde belirlenimcilik ilkesine bir kaide dışını kabul etmiş olur. Fenomenin kendisi zaman içinde varolmayı sürdürürken, özgür metafiziksel istenç fenomenin temelindeki doğayı ortadan kaldırarak fenomen ile ikilemini ortaya koyar. Çünkü fenomenin temelindeki istenci ortadan kaldırır. Schopenhauer’a göre, evet bu bir ikilemdir ama yeterli neden ilkesini aşmasının doğruluğunu gösteren bir ikilemdir.

Schopenhauer’a göre, istenci yadsıyan insan dünyayı yokluk olarak görür. Bu vaziyette ölüm olgusu da bütünsel bir yokolma mananına gelir mi? Schopenhauer açıkça belirtmese de istenci yadsımış insan için ölümün bütünsel yokoluş mananına geldiğine işaret ediyor gibidir. Aslında bir başka imkanın varlığından da söz eder.

Felsefede “şey” Kavramı

Kendinde şeyin bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz yüklemlere sahip olması imkanı söz konusu olabilir. Eğer böyle ise istenç kendini yadsıdığında geriye bunlar kalabilir. Bu şekilde kendini yadsıma yoluyla ulaşılan ve hiçliği önleyen bir şarta erişilebilir. Bu bir bilgi vaziyeti olamaz. Çünkü özne nesne bağı fenomenle ilişkilidir.

Geriye gizemcilerin bulanık terimlerle tasvir ettiği başkalarına mesajlamaz tecrübe kalmaktadır. Ne var ki felsefe bu tür deneyimler üzerine bir şey söyleyemez. Felsefenin uzanabildiği düzeydeki kendindeşey istençtir. İstencin yadsınması her şeyin yadsınması demektir. “Eğer istenç kendine döner ve kendini ‘ortadan kaldırırsa’ geriye yokluk kalır.”

Schopenhauer’ın tüm bu söylemlerinde felsefesinin kötümser ve yadsımacı nitelikleri açıkça görülebilmektedir. Kendisinden sonraki yaşama felsefelerinde kötümserlik ögesi bir daha ortaya çıkmaz. Ama yaşam ideasını felsefenin odağına çektiği açık bir gerçektir. Kendisinden sonra Nietzsche ve Kierkegaard gibi düşünürler bu noktanın daha da fazlasıyla üzerine gidecektir.

Schopenhauer’ın Felsefesine Benzer Görüşler

Schopenhauer’ın felsefesi Fichte Schelling Hegel çizgisindeki idealizme karşıt olmakta birlikte, idealizmin bir başka türü olarak karşımıza çıkar. Yorumcuların dile getirdiğine göre Schopenhauer’ın sistemini “aşkınsal istemselci idealizm” olarak tasvir etmek imkanlı olmaktadır.

“Dünyanın bizim tasarımımız olması mananında idealizmdir. Us ya da düşünce kavramından çok istencin dünyanın tözü yapılması mananında istemselci ve tek bir bireysel istencin kendini deneyimin çeşitli fenomenlerinde belirten salt istenç olması mananında aşkınsaldır” (Copleston, 1998: 49).

Her şeye karşın Schopenhauer’ın felsefesi aynı ülkücü özelliği paylaşmakla birlikte, FichteSchellingHegel idealist çizgisinin içine yerleştirilemez. Çünkü bu düşünür onlar gibi usçu değildir. Söz gelimi Hegel’in sisteminde sonul gerçeklik ustur: gerçek olan ussaldır, ussal olan gerçektir. Oysa Schopenhauer’da gerçeklik usdışı olduğu kadar ussal da değildir, dünya kör bir güdü ya da gücün belirişidir; bu güç istençtir.

Ayrı olarak Schopenhauer’ın felsefesi idealist devinim ile bundan sonraki yaşam felsefeleri arasında bir köprü görevi de görmektedir. Her ne kadar yaşama hayır deme gibi bir tutumu vurguladığı söylenebilirse de Schopenhauer’ın vazgeçme ve yadsıma teorisine, ilkin hayata istenci düşüncesini olumlayan bir felsefe ile erişilebilir.


Metabilgi tarafından yayınlanan “Metafizik Nedir? Metafizik Hakkında Bilgi?” başlıklı bu yazı birtakım alıntılar içermektedir.


Soru, görüş, öneri ve yayınlanmasını istediğiniz yazı ve makaleleriniz için yorum bırakabilir veya info@metabilgi.com adresi üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

Sosyal Medya

Meta Bilgi

Araştırma Grubu at Metabilgi
2018 yılında yayın hayatına başlayan metabilgi.com üzerinde internet mecrasında bulunan birçok farklı alandaki bilgiyi derleyerek en sade ve anlaşılır biçimde ziyaretçilerine aktarmayı amaçlayan araştırma ve gözlem topluluğudur.
Sosyal Medya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir