Elektromanyetik Spektrum Nedir?

Elektromanyetik Spektrum Nedir Çeşitleri

Elektromanyetik Çeşitlilik (Spektrum)

Elektromanyetik spektrum çizimi, elektromanyetik spektrum nedir, elektromanyetik spektrum dalga boyu, elektromanyetik spektrum enerji sıralaması ve diğer tüm soruların cevabı bu makalede.

Elektromanyetik Spektrum ve Elektromanyetik Dalga Nedir?

Bir maddenin özelliklerini taşıyan en küçük parçası atomdur. Atomların özelliklerini çekirdeklerinin yapısı, yörünge elektronlarının sayısı ve dizilişleri belirler. Bir atom çekirdeğinin kararsız vaziyetten daha kararlı bir vaziyete geçerken elektromanyetik dalga veya parçacık şeklinde enerji yaymasına ışıma denir. 

Elektromanyetik dalgalar birer enine dalga olup, birbirine dik ve her ikisi de dağılma doğrultusuna dik elektrik ve manyetik alanlardan oluştururlar. Bu arada bu dalgalar enerji taşımakta ve boşlukta ışık hızıyla ilerlemektedirler.

ELEKTROMANYETİK SPEKTRUM

Elektromanyetik Spektrum Nedir? Kısaca Bilgi ve Anlatımı
Elektromanyetik Spektrum Nedir? Kısaca Bilgi ve Anlatımı

Elektromanyetik dalgaların frekansa ve dalga boyuna göre sınırlandırılmasıyla elektromanyetik spektrumele geçirilir. Yiyeceklerimizi ısıtmak için kullandığımız mikrodalga ışınlardaki ve kullandığımız cep telefonlarında haberleşmemizi sağlayan dalgalar, sahip oldukları dalga boyları açısından elektromanyetik spektrum bir parçasıdır.

Gözlerimizin görebildiği ışık dalgaları da elektromanyetik spektrum bir parçasıdır. Elektromanyetik spektrum görünen bölgesine düşlen bu dalgalar, bir gök kuşlağında gördüğümüz kırmızıdan turuncuya, mavi ve mora kadar uzanan renkleri içermektedir. 

Elektromanyetik dalgalar, çok uzun dalga boylarına sahip radyo dalgalarından, atom boyutundan daha küçük olan kısa dalga boyuna sahip gamma ışınlarına kadar değişmektedir.

Bir elektromanyetik spektrumun en uzun dalga boyundan en kısa dalga boyuna kadar sıralanması, radyo dalgalarımikrodalgakızılötesi, görünür bölge, morötesi, x-ışınları ve gamma ışınları biçiminde olur. Frekansı en küçük (dalga boyu en büyük) elektromanyetik dalgalar radyo dalgaları olarak adlandırılır. Frekansı en büyük (dalga boyu en küçük) elektromanyetik dalgalar ise gamma ışınlarıdır.

Elektromanyetik spektrumda soldan sağa gidildikçe frekans büyümekte ve dalga boyu küçülmektedir. Radyo dalgaları için dalga boyu, bir futbol alanından daha büyük olabileceği gibi bir futbol topundan daha da küçük olabilir.

Radyo dalgaları, radyolarımızda müzik dinlememizi sağlayan dalgalardır. Bu dalgalar bu arada televizyon ve cep telefonu sinyallerini de taşırlar. Hanemizde kullandığımız televizyon anteni, televizyon istasyonundan  yayınlanan sinyali elektromanyetik dalga biçiminde almakta ve bu sinyal televizyon tarafından işlenerek karşımıza görüntü olarak çıkmaktadır. Cep telefonlarında da bilgi iletişimini sağlayan, başka bir deyişle bilgi materyallerini taşıyan yeniden radyo dalgalarıdır.

Mikrodalgalar, santimetre mevkisinde ölçülen dalga boylarına sahiptir. Bu dalgalar bir mikrodalga fırınında bulunan yiyeceklerimizi ışıktan dalgalardır. Mikrodalgalar, maddeleri oluşturan atom ve moleküllerle etkileşir. Onların hareketlerinde sürtünme alana getirdiklerinden ortaya ısı enerjisinin çıkmasına ve dolayısıyla maddelerin ısınmasına kapı aralamaktadırlar.


İlkokuldaki bütün sınıfların duvarında bir çizelge asılıdır. Bu çizelgede aylar ardı ardına sıralı, mevsimlerin hangi ayları kapsadığı işaretlidir. Daha etrafını yeni tanıyan küçük zihinler için de mevsimler renkli figürlerle tasvirlidir. Siz de ilkokul sıralarıyla daha yeni tanıştığınızda hangi ayın hangi mevsime eşit geldiğini bu çizelgeden öğrendiniz.

Karşısına geçip onu anlamaya çalıştınız. Ara ara kendinize sordunuz; Haziranın yaza denk geldiğinden emindiniz fakat bazen Şubatı karıştırdınız! Dönüp tekrar baktınız. Sizin tüm bu öğrenme süreciniz bir fizik talebesinin elektromanyetik spektrumu anlamasına benzer. Evet, o netlikle sizin ilkokuldaki sınıfınızın duvarında asılı mevsimler çizelgesidir!

Bilhassa optikle uğraşan fizik laboratuvarlarında veyahut dalgalar çalışmakta olan bir fizik talebesinin defteri arasında bulunabilir. Elektromanyetik spektrum, mevsimlerin ve ayların sıralanışı gibi dalga boylarına göre elektromanyetik dalgaları sınıflandırır. Bir hayli fizikçi için elektromanyetik dalgalar ile ilgili en ehemmiyetli referanstır ve elektromanyetik spektrum da mevsimler gibi daimidir.

Ağustos bitip eylül başlarken aniden güz abuhavası yaşanmadığı gibi mikrodalgadan radyo dalgalarına geçerken de dalgaların özellikleri aniden değişmez. Sınıflandırmalar her ne kadar keskin gibi görünse de geneldir ve bir bütünlük arz eder. Onu ayıran tek şey çizimine başlandığı vakitten bitirilene kadar takriben 250 yıl geçmesidir!

Elektromanyetik çeşitlilik, oluştuğu tarihsel süreçle, sunduğu bilgiyle ve bir müracaat kaynağı olmasıyla periyodik cetvelle de yakın akrabadır. Çok kolayca söylenebilir ki, bir kimyager için periyodik cetvel ne ise, bir fizikçi için elektromanyetik çeşitlilik odur. Genelde periyodik cetvelden daha az bilinir zira temel fizik eğitiminin üstüne çıkıldığında öğretilir. Ama göreceksiniz ki onu anlamak için sanıldığı kadar yüksek bir fizik bilgisine ihtiyaç yoktur.

Elektromanyetik spektrumu anlamak kuşkusuz onu oluşturan 250 seneden söz etmeden pek olanaksız. Beraber, bu iki buçuk yüzyıllık tarihsel süreci işlerken, bir sefer daha bilimin katlanarak ilerlediğine ve ilmi atılımların asırlara uzanan sabırlar gerektirdiğine tanık olacağız.

Tarihsel Süreç

Aristo’dan bu yana beyaz ışığın kendi başına bir renk olduğuna inanılıyordu. 1666 seneninde karanlık bir odada yaptığı prizma deneyiyle Newton, sanıldığı gibi olmadığını, beyaz ışığın aslında tüm renklerin bir karışımı olduğunu gösterdi. Newton bu deneyde tamamıyla gökkuşağının oluşumunu izah edebilmeyi amaçlıyordu. Bunun için yapay bir gökkuşağı oluşturdu.

Güneş ışığını küçük bir delikten geçirerek odaklandırdı ve doğruca yağmur damlası görevi görecek olan prizmaya gönderdi. Prizmadan geçen beyaz ışık yansıdığı yüzeyde yapay bir gökkuşağı oluşturuyordu.

Peki, ne oluyordu da beyaz ışığın prizmadan geçmesiyle bilinen tüm renklerin daimi bir spektrumu oluşuyordu? Bu sual ışığın yapısının daha anlaşılamadığı bir dönemde yaşamış olan Newton için cevap verdirilmekten hayli uzaktı. 1801 seneninde Young’ın yaptığı çift yarık deneyiyle dalga olduğu ispat eden ışığın, prizmadan geçerken, dalga boyuna göre değişik açılarla kırıldığı ve böylelikle renklerine ayrıldığı anlaşıldı.

Newton, karanlık odada, prizmada kırılıp duvara yansıyan ışığı izlerken tarihin ilk elektromanyetik spektrumunu izlediğinin farkında değildi. Henüz bilimsel araştırma tekniklerinin içinde hangisinin doğru olduğunun dahi tartışıldığı bir dönemde hiç şüphesiz bu farkındalık beklenmeyecek bir atılım olurdu.

O dönemlerde ışığın yapısının anlaşılması bir yana dursun, hala bir hayli kişi görme olayının gözün bir ışık kaynağı olarak kabul edilmesiyle izah edebileceğine inanıyordu! Hal böyleyken Newton’un saçılan ışıklarının aslında mini bir elektromanyetik tayf olduğunun anlaşılabilmesi için yaklaşık 200 sene geçmesi ve Maxwell’in ışığın bir elektromanyetik dalga olduğunu ortaya koyması gerekecekti.

Newton’un prizma deneyiyle oluşturduğu ışık tayfı.

Tayfın gerçekte bu kadarla hudutlu kalmadığına yönelik ilk çalışma 1800’de William Herschel’den geldi. Herschel, Newton’un prizmada kırılan ışıklarını bir termometreyle incelemeye karar verdi ve sırasıyla prizmada ayrışan bütün renklerin sıcaklıklarını ölçtü. Kırmızı rengin ölçümünü aldıktan sonra çok enteresan bir şeyle karşılaştı. Termometrenin, kırmızı rengin ötesinde de yükseldiğini gördü! Bu vaziyet kırmızı rengin ötesinde onun görmediği fakat termometrenin idrak ettiği bir ışımanın varlığına işaretti. Onu son derece şaşırtan bu kırmızı ötesi ışıma türüne “kalorifik ışınlar” ismini verdi. 19. asrın sonlarında bu ışıma türü için kızılötesi terimi daha sıklıkla kullanılmaya başlandı ve öylede kabul gördü.

1800’de Herschel’in kızılötesi bulgusuyla beraber “görünmeyen” ışınımların da var olabileceği anlaşıldı ve izleyen senelerde bilim insanları görünmeyen ışımalara karşı ilk şaşkınlıklarını üzerlerinden atmışlardı. Herschel’in bulgunun hemen sonrasında, 1801 seneninde, Alman fizikçi Johann Wilhelm Ritter ışık tayfının kırmızı ötesinde ayrı bir ışıma türü varsa, mor ötesinde de başka bir ışıma türü olabileceğini düşündü. O senelerde ışığın gümüş klorürü kararttığı biliniyor ve bu teknik resimcilikte kullanılıyordu. Ritter, gümüş klorürü tayfın değişik renklerini kullanarak kararttı ve bunu yaparken geçen müddeti ölçtü.

Kırmızıdan mora giderken ışığın enerjisi arttığından gümüş klorürün kararma müddeti de kısalıyordu. İnsan gözünün göremediği mor ötesinde ise, kararma işlemi tayfın diğer tüm renklerinden daha hızlı gerçekleşiyordu. Ritter, bu deneyle morötesindeki ışıma türünü keşfetmiş oldu. Bu ışımaya, kimyevi bir yolla belirlemesinden olacak ki, “kimyevi ışınlar” ismini verdi. Ama yeniden ilerleyen senelerde bunun yerine morötesi terimi kullanılmaya başlandı.

Tayfın iki ucunda da görünmeyen ışıma türlerinin keşfedilmesi birçok bilim insanında onun bitirdiği izlenimini uyandırmıştı ve ışık tayfı, tabiri caizse işi bitmiş olarak kaldırılıp bir kenara konmuştu. Lakin Michael Faraday’ın elektromanyetizma alanındaki ilerleyişi, ışığın bambaşka gizemlere gebe olduğuna işaret edecekti.

Faraday’ın 1845 yılında yaptığı “Faraday tesiri” ismiyle bilinen bulguya göre ışığın, bir manyetik alan içerisinden geçerken kutuplaşma açısı (polarize ışığın, dielektrik yüzeyden, yansıyan bileşen olmadan geçtiği özel açı) değişiyordu.

Bu olay ışığın elektromanyetizmayla ilişkili olduğuna işaret eden ilk kanıttı. 1860’lı yıllarda James Clerk Maxwell’in matematiksel tabana oturtarak ayakları yere basar hale getirdiği elektromanyetik teorinin ışıkla olan irtibatı tüm açıklığıyla gün yüzüne çıktı.

Maxwell, elektromanyetik dalga denkleminin işaret ettiği dalga hızını hesapladığında şaşırtıcı bir sonuçla karşılaştı: 300 000 kilometre/s. Başka bir deyişle ışığın boşluktaki hızı. Öyle ki ışığın hızını veren değerler, ışıkla hiçbir alakası olmayan birtakım deneyler neticesi ele geçirilmiş elektrik ve manyetik sabitlerdi.

Bunlar neticeninde ışık hızının ele geçirilmiş olması, elektromanyetik dalgaların ışık hızıyla ilerlediğinin yanı sıra ışığın da bir elektromanyetik dalga olduğunu fısıldar gibiydi. Maxwell, bu aitin sadece tesadüften ibaret olamayacağını düşünerek 1865’te ışığın bir elektromanyetik dalga olduğunu ileri sürdü. Nitekim onun teorik bulgunun hemen peşinden yapılan tecrübi çalışmalar, ışığın, bir elektromanyetik dalganın karakteristik özelliği olan elektrik ve manyetik alan salınımlarına sahip olduğunu ortaya çıkardı.

Maxwell’in olağandışı bulguyu, elektromanyetik teorisi ana hatlarıyla oluşturmakla birlikte, elektromanyetik spektrumun varlığının ilk göstergesiydi. Teori, spektrumun öyle sanıldığı gibi kızılötesi, görünür ışık ve morötesi ışımadan ibaret olmadığını söylüyordu. Çünkü denklemler baz alınarak spektrumun her bölgesini oluşturmak olasıydı. Geriye kalan tek şey diğer tüm elektromanyetik dalgaları tecrübi olarak keşfetmekti.

Bulgular birbiri ardına gelmekte gecikmedi. Öncelikle 1888’de Heinrich Hertz, kolay bir elektriksel salınımla spektrumun kızılötesi tarafında düşük enerjili radyo dalgalarını keşfetti ve bu dalgaların Maxwell’in kuramında olduğu gibi ışık hızında ilerlediklerini doğruladı. Çalışmalarını ilerleten Hertz, radyo dalgalarıyla kızılötesi arasında radyo dalgalarına göre daha yüksek enerjili olan mikrodalga bölgesi elektromanyetik dalgaları da ele geçirebilmeyi muvaffak oldu. Hertz’in ortaya koyduğu belirtilerle spektrumun kızılötesi tarafındaki elektromanyetik dalgalar bitirmiş oluyordu.

Spektrumun yüksek enerjili morötesi tarafındaki bulgular daha sonra geldi. 1895’te Wilhelm Röntgen, o dönemlerde fizikçilerin çokça üstünde çalıştığı Crookes tüpüyle deneyler geliştirirken yeni bir ışıma türü keşfetti. Bu ışımanın sınıflandırmada nereye ait olduğunu bilmediğinden ona X-ışınları demeyi uygun gördü. Onun bu bulguyu son zamanlarda tıbbi alanda hali hazırda kullanılmakta olan yeni bir tanı metodunu beraberinde getirirken, Röntgen’e de 1901’de tarihin ilk Nobel Fizik ödülünü kazandırdı.

Elektromanyetik spektrumun son parçası olan yüksek enerjili gama ışınlarının bulguyu 1900’de Paul Villard’dan geldi. Villard, radyoaktif bir çekirdeğe sahip olan radyum atomunun yaydığı ışınımı incelerken bilinen alfa ve beta ışımalarının dışında henüz keşfedilmemiş yüksek enerjili bir ışıma türüyle karşılaştı. Bu yüksek enerjili ışımaya “Villard ışıması” ismini verdi lakin 1903 yılında, alfa parçacığının kaşifi Ernest Rutherford, bu ismin takip eden analojiye uygun olmadığını ve Villard’ın keşfettiği ışıma türüne gama ismi verilmesinin daha uygun olacağını belirterek bu ışıma türünün gama ismini almasını sağladı.

1666’da Newton’la, bilim insanlarının ilk kez karşısına çıkan elektromanyetik spektrum yaklaşık 250 yıllık bilimsel bir serüvenin nihayetinde Villard’ın gama ışınlarını bulgusuyla bitirmiş oluyordu. Artık bitiren spektrum, laboratuvar duvarlarındaki ve fizik talebelerinin defterleri arasındaki yerini almaya hazırdı.

Bugünkü Haliyle Elektromanyetik Spektrum

Elektromanyetik Spektrum Nedir Çeşitleri
Elektromanyetik Spektrum Nedir Çeşitleri

Spektrum (tayf) kelime manası bakımından, birtakım fiziksel gerçeklerin daimi bir şekilde birbiri ardına sıralanmasıdır. Elektromanyetik çeşitlilik denildiğinde fiziksel gerçekliğimiz şüphesiz elektromanyetik dalgalardır ve onu ehemmiyetli kılan şey de budur.

Elektromanyetik dalgalar artan teknolojiyle beraber her geçen gün hayatlarımızda daha fazla yer ediyor. Öyle ki bilimin dahice gayretlerle tanıyıp spektrumdaki yerine yerleştirdiği bu dalgalar, uzaktaki bir sevdiğinizin sesini birkaç tuşa basarak duyabilmenizi, artmış yemeğinizi ısıtabilmenizi ve çevrenizi görebilmenizi sağlıyor!

Hayatlarımız onlarla iç içe geçmiş vaziyette. İşte elektromanyetik çeşitlilik, her alanda karşımıza çıkan bu dalgaları onların belli özelliklerine göre sınıflandırıyor ve bizlere onlarla alakalı teknik kimi bilgiler sunuyor.

Peki, tam olarak nedir bu elektromanyetik dalgalar? Spektrum onları hangi özelliklerine göre sınıflandırır ve nasıl böylesine hayatımızın içindeler? Tüm bu soruların yanıtları ve elektromanyetik spektrumu daha iyi anlayabilmek için elektromanyetik dalgalara daha yakından bakalım. Fakat önce dalgalar konusunda birkaç basit tanımı ele almalıyız.

Dalgalar

Konu dalgalar olduğunda verilen ilk örnek su dalgalarıdır. Durgun bir göle attığınız taşın suda, merkezinden genişleyerek dağılan halkalar şeklinde dalgalar oluşturduğunu kesinlikle gözlemlemişsinizdir.

Bu dalgalar yalnızca suda değil, ses olarak havada, hem de zelzele olarak hissettiğimiz dalgalar dünyanın yerkabuğunda dağılırlar. İncelediğimiz elektromanyetik dalgalarda dâhil olmak üzere birbirinden değişik tüm bu dalgaların ortak bir takım özellikleri var. Bu özellikler elektromanyetik spektrumdaki sınıflandırmanın da ana öğesi konumunda.

Dalgalar, uzayda dağılan ve enerjinin taşınmasını sağlayan titreşimlerdir. Onları tanımlayan sihirli sözcük enerji transferidir ve bu vaziyet elektromanyetik dalgalarda bilgi transferini de izah eden bir özelliktir. Dalgalar, kendini tekrarlayan, periyodik bir yapıda (keman sesi) olabilecekleri gibi, tek seferlik, periyodik olmayan (patlama sesi) yapıda da olabilirler. Bütün dalgalar, dalgaboyu, frekans, periyot gibi birbirleriyle irtibatlı ve yalnızca dalgalara mahsus bazı özellikler barındırırlar.

Bir dalganın birbirini izleyen iki eş noktası arasındaki (iki tepe, iki çukur..) uzaklığa dalgaboyu denir. Dalgaboyu bir dalganın en ehemmiyetli özeliğidir ve elektromanyetik dalgalar için sınıflandırma sadece bu bilgiyle bile yapılabilir.

Periyot, dalganın, tek bir salınım için harcadığı vakittir. Birimi saniyedir. Frekans ise bunun zıddı olup dalganın bir saniyedeki salınım sayısıdır. Tüm bu tanımlar, dalgaları tanımamıza yarayan, parmak izi gibi bir ayırt edici özellik oluştururlar. Bu arada bu tanımlar birbiri ile sıkı bir irtibat içindedir. Öyle ki, periyot ve frekans birbirinin tersidir ve dalganın hızı, tanımlardan da anlaşılacağı üzere dalgaboyu ve frekansın çarpımına eşittir. Dalga hızı kavramı akılcı bir yaklaşıma da uyar; dalgaboyu sabit olmak üzere frekans ne kadar büyükse veya frekans sabit olmak üzere dalgaboyu ne kadar uzunsa dalga o kadar hızlı ilerler.

Elektromanyetik Dalgalar

Elektromanyetik dalgalar genel dalga tanımına tamamıyla uymakla beraber barındırdıkları birkaç değişik teferruatla özelleşirler. Onlar üç boyutludur! Bir elektromanyetik dalgayı sadece iki apsis kullanarak çizmekte zorlanabilirsiniz. Zira o, hem elektrik alan hem de manyetik alan olmak üzere iki bileşen barındırır ve ilerleme doğrultusu üçüncü boyutu oluşturur.

Faraday’dan beri biliyoruz ki değişen bir elektrik alan manyetik alan, değişen bir manyetik alan da elektrik alan yaratır. Bir elektromanyetik dalga oluşturmak için elektrik alanda bir salınım oluşturup ayrıyeten bir de bunu manyetik alan için yapmanız gerekmez.

Elektrik alanda alana getirdiğiniz salınım, manyetik alan bileşenini otomatikman alana getirir. Bu özelliğiyle bir elektromanyetik dalga birbirini yaratan iki bileşeniyle uzayda sürekli bir salınım halindedir ve Maxwell’in denklemleriyle ortaya çıkan gerçeğe göre bütün elektromanyetik dalgalar c ile gösterilen ışık hızıyla dağılır.

İncelediğimiz elektromanyetik dalgalar, elektromanyetik spektrumda dalgaboylarına göre sıralanmıştır. Bu sıralama süreklidir başka bir deyişle arada rastgele bir şekilde hiçbir boşluk yoktur.

Dalgaboyuna göre sıralanan ışımalar, dalga hızı yöntemine göre endirekt olarak ikinci bir ifadeye göre daha sıralanmış olur. Elektromanyetik dalgaların tümünün dağılma hızı ışık hızı gibi bir sabit değere eşit olduğundan, hızın çarpımını veren dalgaboyu ve frekans değerlerinin ters orantılı olacağı kolayca anlaşılabilir. Başka bir deyişle spektrumda dalgaboyunun artışı frekansın azalması, frekansın artması dalgaboyunun azalması demektir.

Elektromanyetik Spektrum Nedir? Kısaca Bilgi ve Anlatımı
Elektromanyetik Spektrum Nedir? Kısaca Bilgi ve Anlatımı

Bu sürümde elektromanyetik dalgaların dalgaboyu özellikleri hayatın içinden örneklerle tasvir etmiş. Görüyoruz ki, spektrumun bir gökdelen boyundaki radyo dalgalarından atomik ölçülere kadar giden geçerliliği, önümüze oldukça şaşırtıcı ve bir o kadar da anlamaya değer bir tablo çıkarıyor.

Elektromanyetik spektrumu analiz ettikten sonra elektromanyetik dalgaların her birinin nasıl üretildiklerine, kullanım alanlarına ve hayatımızdaki yerlerine tanımlar oluşturarak bakalım:

Radyo dalgaları: Dalgaboyu 1 milimetreden uzun elektromanyetik dalga sınıfıdır. Spektrumda en uzun dalgaboyuna sahiptirler ve dolayısıyla en düşük frekanslı dalgalardır.

Bir elektrik titreşimiyle üretilebilir ve evrenin her yerinde bulunabilirler! Süpernova patlamalarının kalıntılarında bile karşımıza çıkabilir. Bu yüzden evrenin uzak köşelerinden gelen radyo dalgalarındaki soğurma tayfı incelenerek bazı yıldız ve seyyare oluşumlarının madde yapısı anlaşılabilir. Evrenin oluşumunu izah eden büyük patlama teorisiyle alakalı en ehemmiyetli delillerden biri olan 1.9 mm dalgaboylu arka tasarı ışıması bu dalga sınıfına ait bir ışımadır.

Mikrodalga ışınımı: Radyo dalgaları sınıfının 1 mm ile 1 metre arası dalgaboylarını kapsayan bir alt sınıfıdır. Elektrik devrelerinde magnetron ve klystron gibi vakum tüpleri kullanılarak üretilebilirler. Radarlarda, cep telefonlarında, kablosuz internet ulaşımında ve hepimizin bildiği mikrodalga fırınlarda mikrodalga sınıfı dalgalar kullanılır. Mikrodalga fırınlar su moleküllerinin titreşimini arttıracak özel bir dalgaboyu değerinde(12.25 santimetre) çalışırlar. Yani korkmayın, mikrodalga aralığında çalışsa da kablosuz adaptörünüz sizi asla ısıtmayacaktır!

Kızılötesi(Infrared) ışınım: Dalgaboyu aralığı 1mm ile 710 nanometre arasıdır ve belli bir sıcaklığa sahip tüm maddelerce üretilirler. Şayet yakın vakitte ateşli bir hastalığa yakalanmadıysanız siz de yaklaşık 37 °C vücut sıcaklığınızla her saniye çevrenize 10 mikrometre(10bin nanometre) dalgaboylu kızılötesi ışıma yayıyorsunuz! Görselde örneğini gördüğünüz termal kamera, bir köpeğin vücudundan dağılan bu ışımaları idrak ediyor. Değişik sıcaklıklar değişik dalgaboylarında kızılötesi ışınımların oluşmasına kapı araladığından bu kameralarla yerel sıcaklık değişimleri de kolayca gözlenebiliyor.

Görünür ışık: Spektrumun ilk keşfedilen ve insan gözünün idrak edebildiği tek bölümüdür. Görünür ışık 400 ile 700 nanometre dalgaboyu aralığında spektrumun en dar bölgesini oluşturur. Bu aralıktaki bütün dalgaboyları insan gözü tarafından değişik bir renk olarak idrak edir. Kırmızı renk bu aralıkta en uzun dalgaboylu ışıma olarak görülürken mor renk en kısa dalgaboylu ışımadır. Güneş, görünür bölge dalgaları için natürel bir kaynaktır.

Morötesi ışınım: 10 ile 400 nanometre dalgaboyu aralığındaki ışımalardır. İnsan gözü tarafından görülemeseler de eşek arıları gibi bir takım hayvanlar tarafından idrak edebilirler. Her ne kadar morötesi ışımaları idrak edemesek da onlar sayesinde bronzlaşırız! Güneş kaynaklı morötesi dalgaların çoğu ozon tabakası tarafından tutulsa da bir bölümü dünya yüzeyine erişir. Diğer yandan, yıldız ve galaksilerin incelenmesinde de kullanılırlar. Tek zorluk morötesi ışımaları idrak edecek olan teleskopun ozon tabakası dışına koyulması gerektiğidir.

X ışınları: Dalgaboyları 0.01 ile 10 nanometre aralığında değişen dalgalardır. Yüksek hızlı atomların yavaşlatılması veya atom içindeki elektron yörüngeleri arasındaki geçişlerle üretilirler. Yüksek enerjili bir ışıma olup yüksek dozda maruz kalınması canlılar için tehlikelidir. Kullanım alanları başta tıpta popüler bir tanı metodu olmak üzere, molekül geometrilerinin oluşturulmasındaki kristalografi çalışmalarından, maddelerin element tahlillerinin yapıldığı aletlere kadar uzanmaktadır.

Gama ışınları: 0.01 nanometreden daha küçük dalgaboylu ışımalardır. Spektrumun en yüksek enerjili bölgesidir. Oluşumları direk atom çekirdeğinde gerçekleşen olaylara dayanır. Radyoaktif atomlar sayesinde veya nükleer tepkiler neticesinde oluşturulabilirler. Evrende, pulsarlar, kara delikler ve kuasarlar gibi yüksek enerjiye sahip gök cisimlerinde olan nükleer patlamalar neticesinde bolca bulunurlar. Gama ışınları sahip oldukları yüksek enerjiyle canlılar üzerinde yok edici tesire sahiptir. Bunun yanında gama ışınlarının tıpta kanserli hücrelerin öldürülmesinde ve besinler üzerindeki mikropların yok edilmesinde kullanılıyor olması bu zarar veren etkinin şuurlu kullanıldığında yararlı olabileceğinin kanıtıdır.


Metabilgi tarafından yayınlanan bu yazı birtakım alıntılar içermektedir.


Soru, görüş, öneri ve yayınlanmasını istediğiniz yazı ve makaleleriniz için yorum bırakabilir veya info@metabilgi.com adresi üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

Sosyal Medya

Meta Bilgi

Araştırma Grubu at Metabilgi
2018 yılında yayın hayatına başlayan metabilgi.com üzerinde internet mecrasında bulunan birçok farklı alandaki bilgiyi derleyerek en sade ve anlaşılır biçimde ziyaretçilerine aktarmayı amaçlayan araştırma ve gözlem topluluğudur.
Sosyal Medya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir